16/3/2007 - BLOG ORTAKLARININ OKUMASINI RİCA EDERİM ÖNEMLİ!
Merhaba arkadaşlar,
Bugün mesaj kutumuzda mesajları okurken, blog ortaklarımızdan birinin girlsrock adlı blogcu arkadaşına şifremizi verdiğini öğrendim. Bir ara girlsrock in sitesi ile bizimki karışmış. Açılan kitap giflerinin arasında ölümüne rock yazıları falan çıkmış. Bazıları bu ne biçim rock sitesi diye mesajlar yazmış. Rita ile tartışmışlar.
Dikkatimi çekti. Ben de bu nasıl oldu diye merak edip mesajları okumaya başladım. Önce durumu anlamadım. Sonra girlsrock adlı kişi: blogumuzun sifresini bir arkadaşının ona verdiğini, sifremizi kullanarak girdiğini, o sırada kendi blogunun da açık olduğunu, kendi şablonu ile bizim kutuphanemizin sablon kodlarının karıştığını ve düzelttiğini yazmış. Şifreyi veren kişiyi lütfen sormayın diye eklemiş. Böyle bir açıklama yapmış.
Çok şaşırdım. Hayal kırıklığına uğradım. Bu işe başlarken blogumuz dışında (arkadaşımız, kardeşimi de olsa) dışarıdan hiç kimseye blog şifremizi vermeyeceğimize dair söz vermiştik. Kimsenin böyle bir davranışta bulunacağına inanmamıştım. Güvenmiştim. Sifremizi veren arkadaşımızı, bizden izinsiz şifremizi kullarak blogumuza giren girlsrock nickli kişiyi de kınıyorum.
Blogumuzu hep beraber, emek verip , el birliği ile bu hale getirdik.Bu güzel bloga bi şey olsun ister miyiz? Şifreyi öğrenen kişilerin blogumuzu silmeyecekleri , kodları bozmayacakları, yada şifreyi başka arkadaşlarına vermeyecekleri ne malum? Blogumuzun güvenliğinin tehlikeye girdiğini düşünüyorum.O nedenle blog kurucusu olarak sifreyi değiştirmek zorunda kaldım.
Şimdişifremizi veren arkadaş kim olduğunu açıklamadıkça herkes zan altında kalacak. Bunu yapan kişinin bana yazmasını bekliyorum. Kimliğini açıklamadıkça ne yazık ki üzülerek yeni şifreyi kimseye gönderemeyeceğimi bildiririm.
Ben kim olduğunu araştırıyorum. Ortaya çıktığında blog ortakları olarak bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğimize birlikte karar veririz . Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz. Maillerinizi bekliyorum. Yazarsanız sevinirim.
Aldığım bu karar konusunda beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.
1-Beherglas içine 200 ml su koyunuz. Üzerine bir miktar sülfirik asit dökünüz.
2-Bakır ve çinko elektrotları şekilde görüldüğü gibi çözeltiye daldırınız.(Gerekirse iki döküm ayak arasına Statif çubuk geçirerek, hertz ayaklarına elektrotlar tutturulabilir.)
Voltmetre göstergesinin hareket etmesi devreden bir akım geçtiğini gösterir. Volta pilinde voltmetrenin gösterdiği değer 1,1 volttur.
TEORİK BİLGİ:
Bir iletken çözelti içine iki farklı iletken çubuk batırılarak bir pil meydana getirilir. İletken çözeltiye elektrolit, iletken çubuklara da elektrot denir. Çubuklar pilin kutuplarıdır.
İlk defa İtalyan fizikçisi Alessandro Count VOLTA bu düzeneği kurup ilk elektrik üretecini yaptığı için bu pile “volta pili” denir.
Sulandırılmış sülfirik asit çözeltisi içine batırılarak basit bir volta pili yapılabilir. Çinko atomları çözelti içinde çözünerek (+) yüklü iyon durumuna geçerler. Bu durumda çinko elektrot ( - ) , bakır elektrot ( + ) yük kazanır. Çinko elektrottaki ( - ) yükler iletken vasıtasıyla bakır elektrota ulaştıklarında çözeltiden gelen hidrojen iyonları nötr hale geçip gaz halinde bakır elektrot üzerinde toplanırlar. Zamanla bakır elektrot etrafında hidrojen gazının birikmesi arttığı için volta pili akım vermez hale gelir. Bu olaya “kutuplanma” denir. Deneyin sonunda(-) kutup çinko levha, ( + )kutup ise bakır levha olmuştur.
Yeni yapılmış bir volta pilinin iki kutbu arasına bir voltmetre bağlanırsa, voltmetre 1,1 voltu gösterir. Volta pili çok çabuk biten bir pildir. Elektrolitleri sıvı olduğundan bir yerden bir yere taşınması zordur ve ekonomik değildir. Bu bakımdan günümüzde bunun yerine kuru piller tercih edilir.
İletkenin direnci , iletkenin cinsine (özdirencine) bağlıdır.
TEORİK BİLGİ:
Bir iletkenin herhangi bir kesitinden birim zamanda geçen yük miktarına “elektrik akımı” denir.
Akım şiddeti devreye seri bağlanan ampermetre ile ölçülür. Bir iletkenin iki ucu arasındaki gerilim farkına “volt” denir ve devreye paralel bağlanan voltmetre ile ölçülür.
Bir iletkenin direnci; a)İletkenin boyu ile doğru orantılıdır. b)İletkenin kesiti ile ters orantılıdır. c)İletkenin özdirenci ile doğru orantılıdır. Buna göre : R = q x l/S olur.
Direnç =Özdirenç x iletkenin boyu / iletkenin kesiti şeklinde ifade edilir.
2-Bağlantı kablosunun birini nikel krom tel üzerinde gezdiriniz. Bağlantı kablosunun arasında kalan nikel krom telin boyu kısaldıkça ısınmanın arttığını gözleyiniz.
3-Deneyi değişik kalınlıkta nikel krom telle tekrarlayınız.
DENEYİN SONUCU:
İletken telin akkor hale gelmesi, tel üzerinde elektriksel enerjinin ısı enerjisine dönüştüğünü gösterir.
TEORİK BİLGİ:
Isı bir enerji çeşididir. İletkenden akım geçtiğinde iletken içerisindeki serbest elektronların kinetik enerjileri, iletkenin atom ve moleküllerine çarparak enerjilerini aktarırlar. Bunun sonucu olarak da atom moleküllerin titreşim genliği artar ve iletkenler ısınır.
Direnci büyük iletkenlerde yüklerin kazandıkları enerjinin tamamına yakını ısıya dönüşür.
1-0,4mm. Kalınlıktaki nikel-krom tel kullanarak şekildeki devreyi kurunuz. Devreyi güç kaynağının doğru akım uçlarına bağlayınız.
2-Devredeki reostayı kullanarak gerilim değerlerini değiştiriniz ve her seferinde ampermetre ile voltmetredeki değerleri okuyunuz. Bu değerleri kullanarak V / I = SABİT = R olduğunu görünüz.
3-Telin boyunu iki katına çıkararak R değerini bulunuz ve ilk bulduğunuz değerle karşılaştırınız.
4-Bu defa aynı işlemleri 0,2 mm’lik nikel – krom tel kullanarak gerçekleştiriniz. Bu deneyden elde ettiğiniz sonuçlarla önceki deney sonuçlarını karşılaştırınız.
5-Aynı boyda aynı kalınlıkta bakır tel kullanarak deneyi tekrarlayınız , sonuçları karşılaştırınız.
DENEYİN SONUCU:
Direnç iletkenin özdirenci ve boyu ile doğru, kesiti ile ters orantılıdır.
TEORİK BİLGİ:
Ohm Kanuna göre “bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkının, iletkenden geçen akım şiddetine oranı sabittir.” Bu sabit değer iletkenin direncidir ve “R” ile gösterilir.
Aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere devrede iletkenin uçları arasındaki potansiyel farkları devredeki voltmetreden V1, V2 ,V3 , …olarak, akım şiddetleri devredeki ampermetreden I1 ,I2 ,I3 ,… olarak okunur.
V1 / I1 = V2 / I2 = V3 / I3 = R = SABİT olduğu görülür.
BASİT BİR ELEKTRİK DEVRESİNİN DÜZENLENMESİ (Akan Elektrik)
DENEYİN AMACI: Anahtar, üreteç ve duy kullanarak, devre yapmak ve bir elektrik devresinde bulunması gereken üç elemanı tanımak. Anahtar durumuna göre açık devre ve kapalı devre yapmak.
HAZIRLIK SORULARI:
1-Basit bir elektrik devresini nasıl oluşturabiliriz? Bir elektreik devresinde hangi elemanlar bulunur?Tartışınız.
2-Bir elektrik devresinde seri ve paralel devreler nasıl oluşturulur? Araştırınız.
3-Açık devre ve kapalı devre deyince ne anlıyorsunuz? Tartışınız.
1-Güç kaynağının ( + ) ve ( - ) kutbuna birer bağlantı kablosu takınız.
2-Bağlantı kablosunun bir ucunu anahtara, diğer ucunu ampule bağlayınız.
3-Anahtar açık konumdayken güç kaynağını 3-4,5 volta getirerek açınız.
4-Anahtar açık konumdayken ampülün yanmadığını gözleyiniz.
5-Bu defa anahtarı kapatıp, devreyi tamamlayınız ve ampülün yandığını gözleyiniz.
DENEYİN SONUCU:
Akım geçmeyen devreye “açık devre”, akım geçen devreye “kapalı devre” denir.
TEORİK BİLGİ:
Üretecin bir ucundan diğer ucuna elektrik yüklerinin hareketini sağlayan kesintisiz iletken yola “elektrik devresi” denir. Elektrik devresinde akımın yönü ( + ) kutuptan, ( - ) kutba doğrudur.
AKÜMÜLATÖRÜN ÇALIŞMA PRENSİBİNİN İNCELENMESİ
DENEYİN AMACI: Elektrik enerjisini kimyasal enerjiye çevirmek, depolanan enerjiyi tekrar elektrik enerjisine çevirerek “şarj ve deşarj” olaylarını görmek.
HAZIRLIK SORULARI:
1-Araçlardaki akülerin şarz ve dejarz olayı nasıl gerçekleşir?Araştırınız.
2-Boşalan bir aküyü tekrar şarz etmek için ne yapılması gerekir?
3-Araçlarda kullanılan akülerin gerilimi kaç volttur?Araştırınız.
1-Döküm ayağa statif çubukları bağlayınız. Üstüne bağlama parçası yardımıyla hertz ayaklarını tutturunuz.
2-Beherglas içerisine üçte iki kadar su koyunuz. İçerisine az miktar sülfirik asit koyunuz.
3-Hertz ayaklarına 2 tane kurşun levhayı bağlayınız. Kurşun levhaları hazırladığınız sülfirik asit çözeltisine daldırınız.
4-Hertz ayaklarının küçük deliklerine bağlantı kablolarını takınız. Bağlantı kablosunun bir ucunu güç kaynağının ( + ) kutbuna, diğer ucunu da ( - ) kutbuna bağlayınız.
5-Tüm bağlantıları yapıp şekildeki düzeneği oluşturduktan sonra güç kaynağını 6-8 volt arasında açınız.
6-Asidin içerisindeki kurşun levhalardan kabarcıklar çıkacaktır. 5 dakika bekleyiniz. Sonra güç kaynağındaki bağlantı kablolarını söküp, hemen ampul duyuna bağlayınız. Ampulun yandığını gözleyiniz.
DENEYİN SONUCU:
Akümülatörler doldurulurken elektrik enerjisini depolar, boşalırken de biriktirdikleri enerjiyi kimyasal yolla elektrik akımına çevirirler.
TEORİK BİLGİ:
Akümülatör (halk dilinde akü olarak bilinir) ; elektrik enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek depolayan, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürebilen doğru akım kaynaklarıdır.
Akümülatörde elektrolit olarak sülfirik asit çözeltisi, elektrot olarak da genellikle kurşun elektrotlar kullanılır.Sülfirik asit içerisine konulan kurşun elekrotlarda potansiyel fark oluşturmak için doğru akım kaynağına bağlanır (ŞARJ). Bir süre (5 dk.) akım verilerek elektrotlarda potansiyel fark oluşturulur. Bu durumda (- ) kutba bağlı elektrot kurşun (Pb+), ( + ) kutba bağlı elektrot ise kurşun dioksit (PbO2) haline gelir. Elektrolit içinde iki farklı elektrot gibi davranırlar ve akım verebilecek doğru akım kaynağı elde edilir. Devreye voltmetre bağlanırsa potansiyel farkın 2,2 volt olduğu görülür. Bu değer kısa sürede 2 volta düşer ve bir müddet bu değerden akım verir.
Elektrotlar aynı kap içerisinde farklı gözlere konup seri bağlanırsa “akü” elde edilir. Akümülatör akım verirken doldurma sırasındaki olaylar tersine döner. Bu olaya “DEŞARJ” denir.
5-Parmağınızı cam borudan çekiniz ve akan suya yüklediğiniz ebonit çubuğu yaklaştırınız. Çubuğun suyu çektiğini gözleyiniz. Çubuğu ters tarafta tutarak deneyi tekrarlayınız.
DENEYİN SONUCU:
Yüklü bir cisim bir iletkene yaklaştırıldığında yüklerin ayrılmasına neden olur. Bu olaya “elektrostatik indüksiyon” (etkiyle elektriklenme ) denir.
TEORİK BİLGİ:
Yünlü kumaş parçasına sürtülerek negatif ( - ) yükle yüklenen ebonit çubuk, çeşmeden ip şeklinde çok ince akan suya yaklaştırılırsa suyu kendine doğru çeker. Çünkü bir iletkene (metal, su .. ) yaklaştırılan yüklü bir cismin etkisiyle, yüklerin ayrılmasına “etkiyle elektriklenme” denir.
Yaklaştırılan cisimdeki yüklerin etkisiyle iletkendeki aynı cins yüklerin itildiği, zıt yüklerin birbirini çektiği görülür.
Etki ile elektriklenmede yüklü cisimle nötr cisim birbirlerine dokunmadığından aralarında elektron alış verişi olmaz. Yalnız nötr cismin elektronları yer değişir. Yüklü cisim uzaklaştırılırsa elektronlar tekrar eski yerlerine dönerler. Bu şekilde cisim tekrar nötr hale gelir.
1-Naylon ağ ipliğinden 40-50 cm uzunluğunda bir lif ayırınız. Bu lifin ucuna alüminyum kağıdını kabaca sararak bir küre haline getiriniz ve statif çubuğa bağlanmış hertz ayağına asınız. Böylece bir elektrik sarkacı hazırlamış olursunuz.
2-Yuvarlak plastik çubuğa çuhayı aynı yönde 4-5 kere sürtüp sarkaca yaklaştırınız. Sarkacın hareketini izleyiniz.
3-Cetvel şeklindeki plastik çubuğu çuhaya 4-5 defa aynı yönde sürtünüz ve çubukla yüklemiş olduğunuz sarkaca yaklaştırınız. Sarkacın hareketini izleyiniz.
DENEYİN SONUCU:
Aynı cins elektrik yükü ile yüklü cisimler birbirini iterken, farklı cins elektrik yükü ile yüklü cisimler birbirlerini çekerler.
TEORİK BİLGİ:
Birbirine sürtünen cisimlerden biri pozitif elektrik yükü kazanırken diğeride eşit miktarda negatif elektrik yükü kazanır. Bu tür elektriklenmeye “sürtünme ile elektriklenme” denir. Bu tür elektriklenmede birbirine sürtünen cisimler dışardan yük almazlar, sürtülen cisimlerin birinden diğerine yük geçişi olur.
Elektriklenmiş cisimler birbirlerini iki şekilde etkiler; bunlar itme ve çekmedir.
ELEKTROSKOBUN TANITILMASI
DENEYİN AMACI: Elektroskop yardımıyla bir cismin yüklü olup olmadığını, yüklü ise hangi cins yükle yüklendiğini bulmak.
Bir cismin yüklü olup olmadığını yüklü ise yükünün, cinsini bulmak için kullanılmaya yarayan araca “Elektroskop” denir. Elektroskop yüksüzken metal yapraklar kapalıdır. ( - ) yükle yüklenmiş bir elektroskobun topuzuna parmağımızla dokunursak, negatif yükler vücudumuz üzerinden toprağa akar, elektroskop nötr hale gelir ve yaprakları tamamen kapanır. (+) yüklü elektroskopta; negatif yükler topraktan elektroskopa geçer ve yapraklar yine kapanır. Bu olaya “elektroskobun boşalması” denir.
1-Naylon ağ ipliğinden 40-50 cm uzunluğunda bir lif ayırınız. Bu lifin ucuna aliminyum kağıdını kabaca sararak bir küre haline getiriniz ve statif çubuğa bağlanmış hertz ayağına asınız. Böylece bir elektrik sarkacı hazırlamış olursunuz.
2-Plastik levhayı, çuha ile sürterek elektrikleyiniz. Metal tablayı plastik levha üzerine oturtunuz ve parmağınızı metal tablaya dokundurup çekiniz.
3-Metal tablanın yalıtkan sapından tutarak hazırladığınız elektrik sarkacına yaklaştırınız ve sarkacın hareketini gözleyiniz.
4-Yüklü elektroforu elektroskobun başlığına yaklaştırarak kıvılcım atlaması ile birlikte elektroskobun yüklendiğini gözleyiniz.
DENEYİN SONUCU:
Yüklü cisimler birbirini ya iter ya da çekerler. Aynı cins yükler birbirini iterken, zıt yüklü cisimler birbirini çeker. Sürtünme ile elektriklenmede cisimler zıt yükle, dokunma ile elektriklenmede ise aynı yükle yüklenir.Etki ile elektriklenmede yakın uç zıt uzak uç ise aynı cins elektrik yükü ile yüklenir.
Mikroskop genel anlamda gövde kolu ve alt kaide olmak üzere iki kısımdan oluşur.
Bütün diğer parçalar bu iki parça üzerine yerleştirilir.
Mikroskopların hareketli bir nesne tablası vardır. Bu nesne tablası kaba ve ince ayar
kontrol düğmeleri ile aşağı ve yukarı hareket ettirilebilir.Lam ve lamel( preparat ) iki nesne klipsinin
altına gelecek şekilde nesne tablasının üzerine yerleştirilir.
45 derece açılı tüpün üst kısmında değiştirilebilir bir oküler bulunmaktadır. Alt kısmında ise objektiflerin sabitlendiği bilye yataklı ve dört objektif yuvalı hareketli bir revolver
vardır. Bir mikroskobun büyütmesi şu şekilde hesaplanır: MİKROSKOP BÜYÜTMESİ= OKÜLER X OBJEKTİF
(Örneğin oküler 5x, objektif 40x olan bir mikroskobun büyütmesi = 5 X 40 = 200 olur.) Mikroskopta aydınlatma bir tarafı düzlem/ iç bükey ayna ve tablanın altındaki iris diyafram
İle yapılmaktadır.
Mikroskopta inceleme esnasında yapılması gerekenler şunlardır: ( Görüntünün odaklanması ) 1-Preparatı ( lam ve lameli ) nesne tablasının üzerindeki sıkıştırma klipslerinin altına yerleştirin. 2-Her zaman için en düşük büyütme seviyesi olan objektif ile çalışmaya başlayın. 3-Kaba ayar düğmesi ile nesne tablasını en üst seviyeye çıkartıncaya kadar tablanın kenarına bakın. 4-Daha sonra tüpe bakarak preparattaki görüntü belirinceye kadar kaba ayar düğmesini aşağıya doğru çevirin. 5-Kaba ayar yapıldıktan sonra ince ayar düğmesi ile keskin bir görüntü alıncaya kadar ayar yapın. 6-Büyütmeyi arttırmak için hareketli revolveri saat yönünde çevirerek ve her objektif değişikliğinde sadece ince ayar düğmesini ayarlayarak görüntüyü odaklayabilirsiniz. 7-Her büyütmede ışığa gereksinim artacağından iris diyafram daha fazla açılmalıdır.
Mikroskop kullanımından sonra dikkat edilmesi gereken hususlar: 1- Mikroskop sadece gövde kolu üzerinden tutulmalı ve taşınmalıdır. 2-Objektifi tüpteki oküler ile birlikte en düşük büyütme seviyesine getirip bırakınız. 3-Aydınlatma sistemini kapatmayı unutmayınız. 4-Toz, mikroskop ve optik aksamın en kötü düşmanıdır. Bu nedenle mikroskobun hassas iç bölümlerine tozun girmesini engellemek için herhangi bir objektifi veya oküleri kesinlikle mikroskop üzerinden çıkartmayınız. 5-Eğer mikroskobun gövdesi ve tablası tozlu ise, tozun silinmesi için yumuşak pamuklu bez parçası kulanınız. 6-Tüm bu işlemlerden sonra artık mikroskobu koruma örtüsüyle örtebilirsiniz. (veya çantasına yerleştirebilirsiniz. )
SOĞAN ZARI HÜCRESİNİN İNCELENMESİ
DENEYİN AMACI: Soğan zarı hücresini mikroskop yardımıyla incelemek.
HAZIRLIK SORUSU: Mikroskopla baktığınızda soğan zarı hücresinin hangi bölümlerini görebiliriz?
TEORİK BİLGİ:
Canlıları meydana getiren, yaşama ve çoğalma yeteneğindeki en küçük yapı birimine Hücre denir.Hücre ilk kez 1665 yılında İngiliz bilim adamı Robert Hook tarafından keşfedilmiştir.
Mikroskobun gelişmesiyle hücre hakkındaki bilgiler gelişmiş ve Hücre Teorisi ortaya çıkmıştır.Hücre teorisine göre:
1-Canlıların temel yapı ve görev birimi, hücrelerdir.
2-Bütün canlılar bir veya birçok hücreden meydana gelmiştir.
3-Hücreler bağımsız olmakla birlikte, iş bölümüne de katılabilirler.
4-Hücrelerde canlının kalıtım maddeleri bulunur.
5-Hücreler kendilerinden önceki hücrelerin bölünmesiyle meydana gelirler.
Hücreler üç ana bölümden oluşur. I.Hücre zarı II. Sitoplazma III. Çekirdek
7-Aynı deneyi su yerine bir damla metilen mavisi (yoksa tendürdiyot) ve lügol veya iyot çözeltisi kullanarak tekrarlayınız.
Gördüklerinizi çizerek diğer şekillerle karşılaştırın.
DENEYİN SONUCU:
Etli parçaları ve soğan zarını büyüteçle incelediğinizde hücreyi net olarak göremezsiniz. Hücre ancak mikroskop yardımıyla gözlenebilir. Hazırladığınız deneyde su yerine diğer çözeltileri kullandığınızda farklı görüntüler elde edersiniz. Lügol çözeltisi hücrenin çekirdeğini boyar. Metilen mavisi ise sitoplazmadaki organelleri ve çekirdeği boyar.
1-Temiz bir lamın üzerine damlalıkla bir damla su koyunuz.
2-Ağzınızı açarak kürdanın kalın tarafıyla yanağınızın iç yüzeyini yada dilinizin üzerini hafifçe sıyırınız..
3-Kürdanın ucundaki tükürüklü maddeyi, lamın üzerine damlatmış olduğunuz suya karıştırınız.Taşma olduğunda kurutma kağıdını kullanabilirsiniz.
4-Karışımın üzerine hava almayacak şekilde lamelle kapatınız. Preparatı mikroskopta inceleyerek, gördüklerinizi çiziniz.
5-Hazırladığınız örneğin üzerine damlalık yardımıyla metilen mavisi veya iyot çözeltisi damlatınız.
6-Lameli kapattıktan sonra tekrar inceleyiniz. Gördüğünüz şekilleri aşağıdakiyle karşılaştırınız.
DENEY SONUÇLARI:
Mikroskop incelemesinde boyanan hücrelerle boyanmayan hücreler arasında belirli farklar ortaya çıkmıştır. Boyanan hücrelerde çekirdek ve bazı hücre organelleri daha net görülür.Ağız içi epitelinde hücre duvarı ve kloraplast gibi organellerin olmadığı görülür.
YAPRAKTAKİ STOMA HÜCRELERİNİN İNCELENMESİ
DENEYİN AMACI:Bir yaprağın alt yüzeyinden alınan ince bir kesiti mikroskopta inceleyerek stoma (gözenek) hücrelerini görmek.
Yapraklar, bitkilerin havayla en geniş yüzeyde ilişkisi olan organlardır. Terleme, solunum, fotosentez ve boşaltım gibi önemli faaliyetleri gerçekleştirir.
Bitki için gerekli maddelerin alınması ve zararlı maddelerin dışarı atılması, gaz alış verişi yaprakların alt kısmında bulunan “stomalar (gözenek)” ile yapılır.
Bitkilerde solunum olayı gece ve gündüz devam eder. Gece ışık olmadığından, fotosentez yapamazlar. Yani solunumda ortaya çıkan karbondioksit hücrede kullanılmaz, dışarı atılır.
Bitkiler, yapraklarındaki stomaları ile aldıkları oksijeni, hücrelerindeki besinlerle birleştirerek yanmalarını sağlar. Yanma sonucunda su, karbondioksit ve enerji ortaya çıkar. Enerji bitkinin canlılık faaliyetlerini sürdürmek için kullanılırken, fazla su, terleme ile yapraklardaki gözeneklerden dışarı atılır. Karbondioksitin dışarı atılması yine bu gözenekler yardımıyla sağlanır.
İtalyan matematikçi Fibonacci yazdığı matematik kitaplarından birinde tavşan çiftliği olan bir arkadaşıyla ilgili olduğunu iddia ettiği bir problem sorar. Bu probleme göre arkadaşının çiftliğindeki tavşanlar doğdukları ilk iki ay yavru yapmazlar. Üçüncü aydan itibaren her çift her ay bir çift yavru yapar. Buna göre Fibonacci'nin arkadaşı bir çift tavşanla başlarsa kaç ay sonra kaç çift tavşanı olur?
İlk ay yeni doğmuş bir çift tavşanımız olsun. Matematik problemlerinde bu yavruların anasız babasız nasıl büyütülecekleri konusuna pek girilmez! İkinci ayda bu tavşanlar henüz yavrulamadıkları için hâlâ bir çift tavşanımız var. Üçüncü ay bunlar bir çift yavru verecek ve iki çift tavşanımız olacak. Yeni doğan çift dördüncü ay doğurmayacak, oysa ana babaları yeniden bir çift yavru yapacak ve toplam üç çift tavşanımız olacak. Bu şekilde devam edersek pek bir yere varamayacağız galiba. Düşünsenize 100. aya kadar hesabı böyle götürmemiz mümkün mü? Öyleyse daha cesur düşünelim: Örneğin 100. ayda kaç tavşanımız olacağını doğrudan hesaplamaya çalışalım. 99. ayda kaç tavşanımız varsa onların hepsi 100. ayda da olacak. Bunların bir kısmı yavrulayacak. Yavrulayacak olanların en az iki aylık olması gerektiğine göre 100. ayda yavrulayacak olanlar 98. ayda sahip olduğumuz tavşanların hepsi olacak. Demek ki 100. aydaki tavşan sayısını bulmak için 98. aydaki tavşan sayısıyla 99. aydaki tavşan sayısını toplamak gerekiyor.
Bu hesaba bazı itirazlar yükselebilir. Biz sadece 100. aydaki sayıyı merak ediyorduk. Şimdi onu bulmak için hem 98. hem de 99. aylardaki sayıyı bulmamız gerekecek, işimiz birken ikiye katlandı. Ama durun. Bu hesabı 100. ayda değil üçüncü aydan itibaren yapalım. Birinci ve ikinci aylarda birer çift tavşanımız vardı. Demek ki üçüncü ay iki çift tavşanımız olacak. Şimdi ikinci aydaki bir çift ile üçüncü aydaki iki çifti toplayalım. Dördüncü aydaki üç çifti bulacağız. Böylece her ay daha önceki iki aydaki tavşan çiftlerinin sayısını toplarsak o ay kaç çift tavşanımız olacağını bulacağız.
Yukardaki iki paragrafta kullandığımız matematik üslubu insanlığın matematiksel sembolleri icat edinceye kadar kullandıkları üsluptur. Oysa şimdi bütün bunları semboller yardımıyla kısaca yazabiliriz. Buna göre Fibonacci dizisi şöyle tanımlanır: Eğer n'inci aydaki tavşan çiftlerinin sayısını ile gösterirsek, dizisi aşağıdaki bağıntılarla tanımlanır:
Buna göre Fibonacci sayılarının ilk birkaç tanesi şöyle sıralanacak; 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, 4181. Bu arada unutmadan yukarda merak ettiğimiz 100. ayda kaç çift tavşan olacak sorusunun cevabını da yazalım;
Şimdi de Fibonacci sayılarını bir kenara bırakıp tamamen farklı bir konuya geçelim; altın oran...
Antikçağda ressamlar ve heykeltraşlar ideal insan ölçüleri üzerine kafa yormuşlar. Öyle ya sokaklarda sık sık rastladığımız o ölçüsü çok az kaçmış heykellerin ne denli gülünç göründüğünü ve günlerce gazetelerde alay konusu olduğunu düşünün. Eskiçağda "onur" daha önemli olduğu için olsa gerek sanatçılar böylesi gülünç heykeller yapmak istememişler. Bunun için bir ölçü bulmuşlar. İddiaya göre ideal insanın ölçüleri şöyle olmalıymış: Boy uzunluğunun göbekten ayak uçlarına olan uzunluğa oranı, göbekten ayak uçlarına olan uzunluğun göbekten başucuna olan uzunluğa olan oranına eşit. Sembolsüz matematik yapmaya alışık olmayan yirmibirinci yüzyıl okuyucusu için bunu cebirsel olarak yazmak gerekirse: İdeal insanın boyu x birim olsun. Göbeğinden ayak ucuna olan uzaklık da y birim olsun. Bu durumda göbeğinden başucuna olan uzaklık da x - y birim olacak. İddiaya göre ideal insandaki ölçüler şu denklemi sağlamalı:
İdeal insanda sağlanması istenen bu orana, yani x / y oranına, altın oran denir ve ile gösterilir. Yukardaki denklemin sağ tarafındaki pay ve paydayı x'e bölerek altın oran, yani için şu denklemi buluruz:
Buradan buluruz ve 'nin birden büyük olduğunu göz önüne alarak,
buluruz. Aralarında Mona Lisa tablosunun da bulunduğu pek çok eserin tuvalin içine bu oran gözetilerek yerleştirildiği iddia edilir. Sessiz sinemanın ünlü yönetmeni Eisenstein, Potemkin Zırhlısı filmindeki dramatik öğeleri altın orana göre yerleştirdiğini söyler...
Altın oranla Fibonacci serileri arasında bir bağlantı olacağından şüphelenmeye başlamanızın zamanı geldi. Hiç bekletmeden bu ilişkiyi yazayım:
Bu bağıntıyı "Fark Denklemleri" tekniğiyle ya da "Kuvvet Serileri" tekniğiyle keşfetmek mümkün. Ama en kolayı yukardaki ilişkiyi alıp tümevarım yoluyla doğru mu diye kontrol etmek. Her üç yöntemi de bir başka kitapta anlatmaya söz verip bu konuyu burada kapatıyorum. Ama ardışık iki Fibonacci sayısının oranının altın orana yakınsadığını da söylemeden edemeyeceğim...
♥ 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı. ♥ ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin
üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır. ♥ Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı
görmek mümkündür. ♥ Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün
konuşamamıştı. ♥ Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor. ♥ Amerika’da satışa sunulan ilk cd,
Bruce springsteen`in "Born in Theusa" albümüdür. ♥ Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara
sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini
kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir. ♥ Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler. ♥ Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır. ♥ Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar. ♥ Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar. ♥ Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi. ♥ Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur ♥ Beethoven beste yapmadan önce kafasını
soğuk suya sokardı. ♥ Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama
178 adet susam bulunuyor. ♥ Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte
üç bin millik bir hızla etrafa saçılır. ♥ Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür. ♥ Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar. ♥ Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan
ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor. ♥ Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu
dolduracak kadar tükürük salgılar. ♥ Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir. ♥ Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki
kadar gelişmiştir. ♥ Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır. ♥ Bir kromozom bir genden daha büyüktür. ♥ Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun
dibe çökmesi bir saatten uzun sürer. ♥ Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının
büyüklüğüne eşittir. ♥ Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır. ♥ Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor. ♥ Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg ♥ Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971
yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır. ♥ Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200
mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan
daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. ♥ Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur. ♥ Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır. ♥ Çocuklar baharda daha fazla buyuyor. ♥ Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir. ♥ Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,
sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur. ♥ Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur... ♥ Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır. ♥ Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur. ♥ Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır. ♥ Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.
1878 yılının şubat ayında ♥ Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı. ♥ Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler. ♥ Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır. ♥ Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=. ♥ Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı. ♥ Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır. ♥ Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir. ♥ En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır. ♥ En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine
uzaklıkları dört km `den daha azdır. ♥ Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar. ♥ Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için
kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır. ♥ Fareler kusamaz. ♥ Filler zıplayamayan tek memelidir. ♥ Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır. ♥ Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.
Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak. ♥ Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır. ♥ Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve
kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez. ♥ Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir. ♥ Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını
Benjamin Franklin başlatmıştır. ♥ Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır. ♥ Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları
halde hiçbir değişime uğramamışlardır. ♥ Hapşırdığınız zaman, kalbiniz de dâhil olmak üzere bütün vücut
fonksiyonlarınız bir an için durur. ♥ Hapşırırken Burnu ya da Ağzı Kapamak, Felce Neden Oluyor. ♥ Havuca rengini karoten verir. ♥ Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır. ♥ Her 25 kişiden biri astım hastasıdır. ♥ Her dört Amerikalıdan biri mutlaka televizyonda görünüyor. ♥ Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello
yapmak yasaldır. ♥ Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu nokta cin’dir. ♥ Hindistan`da oyun kâğıtları yuvarlaktır. ♥ Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam
nüfusundan fazladır. ♥ Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar. ♥ İleri doğru bir adim atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır. ♥ İlk çamaşır makinesi 1907 yilinda Hurley Machine Co.
Tarafından pazarlandı. ♥ İnciler sirkede erir. ♥ İnek sütünün pH değeri 6’dır. ♥ İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikâyesinde
kullanılmak üzere uydurulmuştur. ♥ İngiltere’deki bütün kuğular kraliçenin malidir. ♥ İnsan beyninin % 80’i sudur. ♥ İnsan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg’dır. ♥ İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak başparmağınki,
en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir. ♥ İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir. ♥ İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir. ♥ İnsanlar beyinlerinin sadece %10’unu kullanırlar. ♥ İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar
ama yetişkin olduklarında bu sayı 206 ya düşüyor. ♥ İnsanlar yaşamları boyunca altı filin ağırlığına eşit
miktarda yiyecek tüketiyorlar. ♥ İnternetin yıllık büyüme yüzdesi 314.000’dir. ♥ Kadınlar erkeklere oranla iki kat fazla göz kırpar. ♥ Kanada, Kızılderili dilinde "büyük koy" anlamına gelmektedir. ♥ Kangurular geri geri yürüyemezler. ♥ Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır. ♥ Kaşları yukarı kaldırmak için 30 kaşı harekete geçirmek gerekiyor. ♥ Kediler ultrason seslerini duyarlar. ♥ Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır. ♥ Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. ♥ Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki
kaloriden daha fazladır. ♥ Kış aylarında, Moskova’daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar. ♥ Kıta isimlerinin hepsi ayni harfle başlayıp ayni harfle biter. ♥ Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir. ♥ Kopeklerin ter bezleri ayaklarındadır. ♥ Kutup ayıları solaktır. ♥ Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi. ♥ Marilyn Monroe’nun altı ayak parmağı vardı. ♥ Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler. ♥ Mexico City her sene 25 cm kadar batıyor. ♥ Mickey Mouse’dan önce en meşhur çizgi film kahramanı Felix The Cat’di. ♥ Monako’nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir. ♥ Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır. ♥ New York bir zamanlar Amsterdam`dı. ♥ Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman 23 yaşındaydı. ♥ Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer. ♥ Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton. ♥ Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tıraş olmak için harcar. ♥ Ortalama bir insan hayati boyunca iki yılını telefonda konuşarak harcıyor. ♥ Ortalama bir pire, kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor. Bu oranı tutturmak için bir insanin yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli. ♥ Ortalama olarak, Amerika’da günde üç adet cinsiyet değiştirme operasyonu gerçekleşmektedir. ♥ Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu babalar gününde ediliyor. ♥ Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimleri yakarak ısınırdı. ♥ Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kustur. ♥ Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur. ♥ Rodin’in unlu ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir. ♥ Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır. ♥ Rusya’da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir. ♥ Sadece bir tane kovboy filmi kadın yönetmen tarafından çekilmiştir ♥ Sadece dişi kanaryalar ötebilir. ♥ Sadece dişi sivrisinekler ısırır. ♥ Sağ elini kullanan insanlar sol elini kullananlara göre ortalama dokuz yıl daha fazla yaşıyorlar. ♥ Sahra çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır. ♥ Salatalığın yüzde 96’si sudur. ♥ Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir. ♥ Sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı vardır. ♥ Sığırların dört tane midesi vardır. ♥ Sihirli sözcük‘Abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti. ♥ Sineklerin beş gözü vardır. ♥ Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur. ♥ Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır. ♥ Tarantulalar iki bucuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. ♥ Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır. ♥ Timsahlar dillerini dışarı çıkaramazlar. ♥ Timsahlar renk korudur. ♥ Tom sawyer daktiloda yazılan ilk romandır. ♥ Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir. ♥ Uyurken, televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcıyoruz. ♥ Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından yaratıldı. ♥ Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır. ♥ Venus saat yönünde dönen tek gezegendir. ♥ Virginia woolf kitaplarının çoğunu ayakta yazmıştır. ♥ Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar. ♥ Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir. ♥ Yazar Rudyard Kipling sadece siyah mürekkep kullanırdı. ♥ Yeni Zelanda, dünyadaki her türlü iklimin yaşandığı tek ülkedir. ♥ Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir. ♥ Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır. ♥ Yıllara göre ortalama alındığında, her sene eşekler tarafından öldürülen insan sayısı uçak kazalarında ölenlerin sayısından daha fazla. ♥ Yunuslar bir gözleri açık uyurlar. ♥ Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir. ♥ Zürafalar 35 cm uzunluğunda siyah bir dile sahiptirler. ♥ Zürafalar yüzemez. Yüzse bile kesin boğulur ♥ Zürafaların ses telleri yoktur.
Sağlıklı bir hayat için genelde koşma sporu tavsiye ediliyor, yaşına, durumuna ve vaktine bakılmaksızın herkesin koşması isteniyordu. Fakat zamanla koşunun birçok-mahzurları ortaya çıktı. Bazı kişilerin kalbi dayanamadı ve yollarda kaldılar. Sağlanan faydaların, koşu bırakıldığında devam etmediği ortaya çıktı. Bunun üzerine koşudan vazgeçildi ve yürüyüşün en güzel spor olduğu keşfedildi.
Gerçekten yürümenin koşmaya göre pek çok üstünlükleri bulunmaktadır. Herhangi bir sistemik (Kalp-Damar, Solunum vs.) hastalığı olanların ve yaşlıların koşması uygun değildir, ama bunlar rahatça yürüyüş yapabilirler. Yürüyüş sporu sürekli yapılırsa, koşu ve diğer ağır sporların kazandırdığı faydaların çoğunu sağlar. Üstelik hiçbir tehlikesi de yoktur. Vücudun adale tonusunu yükseltir, kilo attırır, kalp-damar ve solunum sistemlerini sağlığa kavuşturur.
Yürürken tepeden tırnağa bütün vücut idman yapmış olur. Bel kasları kuvvetlenir, hareket etme kolaylaşır ve vücut esnekleşir. Kemikler sağlamlaşır, eklem aşınması gecikir. Sinir gerginlikleri ve sırt ağrıları hafifler.
Düzenli bir yürüyüş kalbin kaslarını kuvvetlendirir, çalışma yükünü azaltır ve dinlenme süresini uzatır. Bu bakımdan yürümek, özellikle kalp ve damar hastalıklarına yakalananlar için çok faydalıdır. Çünkü yürüyenlerin bütün vücut hücreleri, havanın oksijeninden daha çok istifade eder. Koşu sırasında ise, beden kapasitesi aniden yükseldiğinden, kas ve eklemler ile dolaşım sistemi zarar görebilmektedir.
Yürüyenlerin kanlarındaki plaketler (trombositler) birbirine yapışarak kümeler oluşturmaz. Böylece damarlar tıkanmaz, kanın akımı kolaylaşır ve kalp krizleri önlenmiş olur.
Sağlılklı Bir Yaşam İçin Elele
Yine yürümek, yüksek tansiyonu aşağı çekerek kontrol altına alınmasını sağlar. Hafif veya orta derecede hipertansiyonu olanların kas basınçları, yürümeye başladıktan birkaç hafta sonra normale düşmektedir. Bu sporu yapan yüksek tansiyonlulardan yüzde 20-25'inde ise, bir iyileşme olmakta ve sentetik ilâçları kullanmasına lüzum kalmamaktadır. Aslında alınan bütün sentetik ilâçların yan tesirlere ve vücutta uyuşmazlıklara yol açtığı bilinmektedir.
Vücutta toplanan zararlı yağları eritmek için de koşmak şart değildir. Yürüyerek kilo atmak mümkündür. Sakatlanma tehlikesinin olmamasının sebebi ise, yürürken adımlarımızın vücut ağırlığının 1-1,5 katı gibi küçük bir darbe ile yere çarpmasıdır. Oysa koşmada bu oran vücut ağırlığının 3-4 katıdır.
Koşma sırasında önemli miktarda sıvı kaybedildiğinden, mühim elektrolitlerde azalma meydana gelir. Zira terleme ile vücuttan tuzla birlikte potasyum ve magnezyum da atılmaktadır. Bu da yürüyüşte olmayan bazı mahzurlara yol açar.
Yürüyenlerin beyninde ağrıları yok eden adrenalin ve anderphin miktarı artmakta bu sayede kişilerin düşünme yetenekleri gelişmektedir.
Yürümenin en büyük üstünlüğü ise basitliğidir. Herhangi bir âlet veya oyun sahası bulmak veya tükeninceye kadar zorlanmak gerekmez.
Gerçekten bol bol yapılan yürüyüşün vücudumuza sayısız faydalan vardır. Bir yere giderken, elden geldiğince taşıta binmeyelim ve yürüyelim. Asansör yerine merdivenleri kullanalım. Yoruluncaya kadar yürümeyi tercih edelim.
Yazımızı, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) asırlar öncesinden gelen ve gün geçtikçe tazelenen mesajları ile bitirelim:
"En hayırlı tedavi burundan ve ağızdan alınan ilâç, hacamat ve yürüyüşle yapılan tedavidir." (El Uhu-dül Kübra)
"Yolculuk edin. Sıhhatli olur, ferahlık duyarsınız." (Tıbbî Nebevî)
Ülkemizdeki nüfusun sayısı ve nüfusla ilgili veriler yapılan nüfus sayımları ile elde edilir. Bu sayımlar sonucunda, toplam nüfus, nüfusun yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı, okur yazar oranı, eğitilmiş nüfus durumu, işsiz sayısı, çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımı, köy ve kent nüfus sayıları belirlenir.
Türkiye’de ilk düzenli nüfus sayımı 1927’de, ikinci nüfus sayımı ise 1935’te yapılmıştır. Daha sonra 5 ve 0 ile biten yıllarda nüfus sayımı yinelenmiştir. En son nüfus sayımı 1990’da yapılmış ve daha sonraki sayımların 10 yılda bir yapılması kararlaştırılmıştır.
Türkiye'de Nüfus Sayımları ve Sonuçları
Nüfusla ilgili bilgiler, genellikle nüfus sayımı sonuçlarından elde edilir. Bu sayımlarla nüfusun sayısı, meslek grupları, yaş durumu, eğitim, ailedeki nüfus sayısı, kadın - erkek nüfusu, nüfus artış hızı gibi bilgiler elde edilebilir. Türkiye'de ilk nüfus sayımı 1927 yılında, en son nüfus sayımı ise, 1997 yılında yapılmıştır.
Yukarıdaki tablo ve grafiklerden çıkarabileceğimiz sonuçlar şunlardır: • 1927 - 1997 yılları arasında nüfus miktarı ve nüfus yoğunluğu devamlı artmıştır. Bu artış yaklaşık 5 kat olmuştur. • Nüfus artış hızı 1940 lı yıllarda oldukça azalmıştır. Bu azalmada, İkinci Dünya Savaşı tehlikesi, asker nüfusunun artması, sağlık sorunlarının artması gibi sebepler etkili olmuştur. 1997 yılındaki son sayımda ikinci önemli düşüş görülmüştür. Bu azalmada da, halkın eğitim seviyesinin yükselmesi, kent nüfusunun artması ve halkın bilinçlenmesi gibi faktörlerin etkili olduğu söylenebilir. • En fazla nüfus artış hızı 1955 - 1960 yılları arasında olmuştur.
Türkiye'de Nüfus Yoğunluğu
1997 yılı nüfus verilerine göre, toplam nüfusun bölgelere dağılımı 1. Marmara 15.936.000 2. iç Anadolu 10.525.000 3. Ege 8.325.000 * 4. Karadeniz 8.284.000 5. Akdeniz 8.109.000 , 6. D.Anadolu 5.945.000 yoğunluğunun bölgelere dağılımı 1. Marmara 236 2. G. Doğu Anadolu 96 3. Ege 89 4. Akdeniz 66 5. iç Anadolu 64 6. Karadeniz 58 7. D.Anadolu 36 2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu Bir ülkede veya herhangi bir sahada, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfusun, tarımsal alana bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna tarımsal nüfus yoğunluğu denir. Bu yöntem, aritmetik nüfus yoğunluğuna göre, daha gerçekçidir. ... 1950'den 1990 yılına gelinceye kadar tarımsal nüfus yoğunluğunda 18 kişilik bir azalma gerçekleşmiştir. Bunda, tarım alanlarının 15.9 milyon nektardan, 28.7 milyon hektara çıkmasının ve kırsal kesimden kentlere göçün artmasının etkisi olmuştur. 1950'de 5.2 milyon olan kent nüfusu, 1990'da 31.5 milyona çıkarken, kırsal kesimde bu kadar büyük artış olmamıştır. Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu bölge ve iller arasında farklılık gösterir. Bunda yerşekillerinin dağlık ve ovalık olmasıyla, tarımda çalışan nüfusun miktarı etkili olmaktadır. Genel olarak, tarımsal nüfus yoğunluğu, dağlık alanlarımızda fazla, geniş tarımsal ovalarımızda ise düşüktür.
Bazı ülkelerin ise aritmetik yoğunlukları şu şekildedir: Çin'in nüfusu Japonya'dan fazla olduğu halde, yüzölçümü de geniş olduğundan nüfus yoğunluğu daha az olmuştur. Rize, Artvin ve Hakkari gibi kır nüfusunun fazla, buna karşılık tarım topraklarının az olduğu sahalarda, tarımsal nüfus yoğunluğu artmaktadır. Konya, Şanlıurfa ve Edirne gibi geniş tarım alanlarının bulunduğu illerde ise tarımsal nüfus yoğunluğu azalmaktadır. Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgeleri dağlık olduğundan tarımsal nüfus yoğunluğu artarken, İç Anadolu'da ovalık alanlar fazla olduğundan tarımsal nüfus yoğunluğu azalmaktadır.
3. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu Toplam nüfusun, ekili - dikili alanlara bölünmesiyle ortaya çıkan yoğunluğa fizyolojik nüfus yoğunluğu denilmektedir, •
Nüfusun cinsiyet durumu 1945 yılındaki sayıma kadar, ülkemizde kadın nüfusunun erkek nüfustan daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu durumda, Kurtuluş Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı tehlikesi etkili olmuştur. Fakat, 1945'ten sonra erkek nüfusu kadın nüfusunu geçmiştir. Şu anda erkek nüfus % 1,2 oranında fazlalık gösterir. Türkiye'de dışarıdan göç alan İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkezlerde erkek nüfus fazla iken, dışarıya göç veren Trabzon, Tokat, Yozgat gibi merkezlerde kadın nüfusu daha fazladır. 2. Aktif Nüfus Aktif nüfus, çalışan nüfus veya faal nüfus olarak da adlandırılır. 15-64 yaş arasındaki nüfusa çalışma çağındaki nüfus denilmektedir. Bu nüfusun hepsi bir işte çalışmaktadır. Çalışabilecek yaştaki nüfus içinde, çalışan nüfus oranı ne kadar çoksa, işsizlik oranı o kadar azdır. Genellikle, sanayileşmiş ve buna bağlı olarak gelişmiş ülkelerde işsizlik az iken, az gelişmiş ülkelerde işsizlik fazladır. Türkiye'de nüfusun % 40'ını çocuk, genç ve yaşlı nüfusu oluşturduğundan, aktif nüfus oranı gelişmiş ülkelere göre daha az ve işsizlik oranı daha fazladır. 3. Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı Ekonomik faaliyetler üç büyük gruba ayrılır. Bunlar • Tarım (Tarım, hayvancılık, ormancılık, vs.) • Sanayi (Endüstri, madencilik, vs.) • Hizmet (İnşaat, ticaret, turizm, vs.) sektörleridir. Az gelişmiş ülkelerde, toplam çalışan nüfusun % 90'a yakını tarımsal nüfus özelliği taşır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus % 10 civarındadır. Diğer nüfus, hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaktadır. Tabloya göre, gelişmiş ülkelerde, hizmet ve sanayi söktöründe çalışanların oranı, tarımdan oldukça fazladır. Gelişmekte olan ülkelerde, sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfus, gelişmiş ülkelere göre daha azdır. Aşağıdaki tabloya baktığımızda, Türkiye'de 1927 yılında nüfusun %90'ı tarım, %10'u sanayi ve hizmet sektöründe çalışmıştır. 1950 - 1960 lı yıllarda tarım sektöründeki nüfus azalmaya başlamıştır. Özellikle 1980 li yıllardan sonra, sanayileşme hızının artmasıyla tarım sektöründeki nüfus % 50'nin altına düşmüştür. Çalışan nüfusun içindeki tarımsal nüfus oranı azalırken, nüfusun miktarı artmıştır. Çünkü, 1927 de 13 milyon olan nüfus, 1997 de 62 milyonu geçmiştir. Bu durum gözardı edilmektedir. Türkiye'de çalışan nüfusun yaş ortalaması düşüktür. Çalışan nüfusun bölgelere göre dağılımı incelendiğinde dengesizlik görülür. Sanayi ve hizmet sektöründeki nüfusun büyük bölümü, Marmara Bölgesi'ndeki Çatalca - Kocaeli ve Güney Marmara bölümlerinde yoğunlaşmıştır. İzmir, Ankara, Eskişehir, Adana, Mersin, Zonguldak, Ereğli, Karabük, Gaziantep, Kayseri, Denizli, Konya gibi illerde sanayi nüfusu yoğundur.
4. Nüfusun Eğitim Durumu 6 yaşını bitiren nüfusa, tüm Dünya'da eğitim verilmeye çalışılır. Eğitim okur - yazarlık, ilköğretim, lise ve üniversite olmak üzere sınıflandırılabilir. Türkiye'de yıllara göre okur - yazarlık oranı şu şekildedir: Türkiye'de ilköğretimde okuyanların sayısı 10 milyon civarında iken, liselerde ise yaklaşık 2 milyon öğrenci eğitim görmektedir. 1990 yılına göre, faal nüfusun % 55'e yakını ilkokul mezunları, % 7,4'e yakınını okur - yazar, % 5'e yakınını ortaokul ve lise mezunları, % 4'ünü de üniversite mezunları oluşturmaktadır.
5. Nüfusun Kırsal - Kentsel Durumu Türkiye'de nüfusu 10.000'den az olan yerleşmelere kır nüfusu, fazla olan yerleşmelere de kent nüfusu denilmektedir. Ülkemizde, 1927 -1997 yılları arasında kır ve kent nüfusunda büyük değişmeler olmuştur. ülkemizde ulaşım yollarının ve sanayi faaliyetlerinin gelişmeye başlaması bunun yanında kırsal nüfusun artmasıyla birlikte kente doğru bir göç olayı başlamıştır. Kırsal kesimden kente göç olayı, en fazla, 1980 -1985 yılları arasında meydana gelmiş ve 1985 li yıllarda kır ve kent nüfusu az çok dengelenmiştir. En son yapılan 1997 yılındaki sayımda kent nüfusu % 65'e ulaşmıştır. Bu sonuç, ülkemizde sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun arttığını göstermektedir. Aşağıdaki grafikler, Türkiye'nin kentsel ve kırsal nüfus değişimlerini daha iyi ifade etmektedir. Dikkatle inceleyiniz. Az gelişmiş ülkelerle, gelişmiş ülkelerin nüfus özelliklerinin karşılaştırılması Az gelişmiş ülkelerde; • Doğum oranı ve nüfus artış hızı yüksektir. • Genç nüfusun oranı fazla, yaşlı nüfus oranı • Nüfus grafiği geniş tabanlı üçgene benzer. Ortalama yaşam süresi azdır. • Çalışan nüfusun yaş ortalaması düşük, bağımlı nüfus oranı fazladır. • Tarım sektöründe çalışan nüfus fazla, hizmet ve sanayi sektöründe çalışan nüfus azdır. • Nüfusun eğitim seviyesi düşüktür. • Nüfusun yarısından çoğu, kırsal kesimde yaşamaktadır. • Gelişmiş ülkelerde; • Doğum oranı ve nüfus artış hızı düşüktür. • Ortalama yaşam süresi fazladır. • Genç nüfus oranı az, orta ve yaşlı nüfus fazladır. • Nüfus grafiği, tabanı dar, orta kesimi şişkin bir üçgene benzer. • Çalışan nüfusun yaş ortalaması yüksek ve bağımlı nüfus oranı azdır. • Hizmet ve sanayi sektöründeki çalışan nüfus, tarım sektöründe çalışan nüfustan daha fazladır. • Nüfusun eğitim seviyesi yüksektir. • Nüfusun yarısından çoğu, kentte yaşamaktadır.
Türkiye'de Nüfusun Dağılışı
Türkiye'de, 1997 nüfus sayımına göre, km2 ye düşen ortalama nüfus yoğunluğu 81 kişidir. Ancak, ülkemizdeki coğrafi bölgeler, bölümler ve yöreler arasında nüfus miktarı ve yoğunluğu yönünden önemli farklar bulunmaktadır.
Türkiye'de nüfusun farklı dağılışında etkili olan faktörler şunlardır: 1. Fiziki Faktörler a. İklim özellikleri: Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerin, genelde kıyı bölgeler olmasında ılıman iklimin büyük etkisi vardır. Kurak ve kışları aşırı soğuk geçen yerlerde nüfus fazla yoğun değildir. b. Yerşekilleri: Ülkemizde yüksek ve engebeli yerlerde nüfus azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, Taşeli platosu, Menteşe yöresi gibi yerler bunlara örnek verilebilir. c. Toprak özellikleri: Verimli toprakların bulunduğu alanlar (Çukurova, Gediz, B. Menderes) nüfusça kalabalık iken, Tuz Gölü çevresi gibi yerlerde verimsiz topraklar bulunduğundan nüfus çok azdır. 2. Beşeri Faktörler a. Sanayileşme: Bütün Dünya'da olduğu gibi Türkiye'de de, sanayileşmenin arttığı yerlerde nüfus yoğunluğu artmıştır. İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, Adana ve İzmir buna örnektir. b. Tarım: Tarımın geliştiği yerler yoğun nüfusludur. Çukurova, Gediz, Bafra ve Çarşamba ovaları çevresi gibi. c. Yeraltı kaynakları: Madenlerin veya enerji kaynaklarının işletilmesinde yoğun nüfusa ihtiyaç olduğundan, bu alanlarda da nüfus fazladır. Zonguldak, Soma, Elbistan buna örnektir. d. Turizm: Ülkemizde, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde turizmden dolayı nüfus yoğunlaşmıştır. e. Ulaşım: Ulaşım yolları kavşağında bulunan illerimizin nüfusu artmıştır. Eskişehir, Ankara, Kayseri, İstanbul gibi illerin gelişmesinde, ulaşım yolları üzerinde bulunmaları da etkili olmuştur. Bir ülkenin nüfus dağılımında fiziki faktörler daha etkiliyse, o ülke sanayileşmemiştir ve daha çok ta-nm ve hayvancılıkla geçimini temin etmektedir. Nüfus dağılımında beşeri ve ekonomik faktörler daha çok etkiliyse, o ülke sanayileşmiş ve gelişmiş ülke demektir.
Türkiye Nüfus Dağılım Haritası da; En kalabalık yerlerin; Trabzon, Samsun, Zonguldak, istanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, İzmir, Aydın, Adana, İçel, Hatay, Ankara ve Gaziantep olduğu görülür. En seyrek nüfuslu yerlerin; Sinop, Kastamonu, Artvin, Gümüşhane, Kırklareli, Çanakkale, Muğla, Kütahya, Burdur, Sivas, ve Doğu Anadolu'da Elazığ, Malatya dışındaki iller olduğu görülür.
Türkiye'de İç Göçler
İnsanların, doğdukları yerden başka yerlere geçici ya da sürekli olmak üzere taşınmasına göç denir. Göçler ikiye ayrılır A. İÇGÖÇLER Ülke içerisinde, nüfusun yer değiştirmesine iç göç denir. İç göçlerle bir ülkenin toplam nüfusunda değişme olmaz. Sadece, bölgelerin ve illerin nüfusunda artma ya da azalma meydana gelir. İç göçler, sürekli ve mevsimlik göçler olmak üzere ikiye ayrılır. 1. Sürekli İç Göçler Ülke içerisinde yer değiştiren insanların, göç ettikleri yerlere yerleşmesiyle gerçekleşir. Türkiye'de, Cumhuriyetin başlangıcından günümüze kadar, özellikle kırsal alanlardan kentlere doğru hızlı bir göç olayı görülmektedir. 1927'de kent nüfusu % 24, kır nüfusu % 76 iken 1997'de bu oran kentte % 65, kırda % 35 olarak gerçekleşmiştir. Yani, 70 yılda kent nüfusu % 40 oranında artarken, kır nüfusu aynı oranda azalmıştır. Kır nüfusunun doğurganlık oranı kent nüfusundan daha fazla olduğu halde, oran olarak azalması kırdan kentlere doğru göç olgusunun varlığını gösterir. Türkiye'de iç göçler 1950 yılma kadar fazla etkili olmamış ve kır - kent nüfus oranlarında önemli bir değişiklik olmamıştır. İç göçler 1950'den itibaren, ulaşım ağının gelişmesi ve kırsal alanlara kadar ulaşmasına, sanayileşmenin artmasına bağlı olarak artış göstermiştir. Bunun sonucunda, kırsal nüfus oran olarak devamlı azalma, kent nüfusu da devamlı artma göstermiştir. İç göçün nedenleri • Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı • Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini karşılamaması • Tarım alanlarının yetersiz gelmesi ve erozyonun artmasıyla toprağın verimsiz hale gelmesi • Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal işgücünün azalması • Kırsal kesimde iş imkanlarının sınırlı olması • Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler • Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği • iklim ve yerşekıllerının olumsuz etkileri • Kentlerde sanayinin gelişmiş olmasından dolayı iş imkanlarının fazlalığı • Kentlerde eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlığı Türkiye'de iç göç, kırsal kesimde nüfusun artması ve kentlerde sanayileşmeye bağlı olarak, iş bulma imkanlarının gelişmesiyle artış göstermistir. Dolayısıyla iç göçteki en büyük etken ekonomik sıkıntılardır. Ülkemizde yüksek oranda göç veren filerin baş-lıcaları şunlardır: • D. Anadolu'da, Kars, Tunceli, Bitlis, Ağrı, Muş, Bingöl, Sımak • G. D. Anadolu'da, Adıyaman, Mardin • Karadeniz'de, Zonguldak, Ereğli, Samsun çevresi dışındaki iller • İç Anadolu'da, Sivas, Yozgat, Çankırı, Kırşehir, Niğde, Nevşehir • Ege'de, Afyon, Uşak, Kütahya • Akdeniz'de, Burdur, İsparta, K. Maraş • Marmara'da, Çanakkale, Kırklareli, Edime, Bilecik İç göç, özellikle Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerindeki illerde daha fazla olmaktadır. Yüksek oranda göç alan şehirlerin başlıcaları şunlardır: İstanbul, Ankara, izmir, Adana, Bursa, Ş. Urfa, Antalya, Mersin, Konya, Samsun, Gaziantep, Diyarbakır gibi illerdir. İç göç, ülkemizde özellikle sanayileşmiş merkezlere daha fazla olmaktadır. İç göçlerin sonuçları • Ülke genelinde nüfusun dağılışında dengesizlik görülür. • Yatırımlar dengesiz dağılır. • Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir. • Düzensiz kentleşme görülür. ' • Sanayi tesisleri kent içinde kalır. Kentlerde konut sıkıntısı çekilir. Kent nüfusunda aşırı artış meydana gelir. • Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik) yetersizlik görülür. • Kentlerde işsiz insanların oranı artar. İç göçü önlemek için, • Tarımda sulama imkânlarını arttırmak, • Intansif tarım metodunu geliştirmek, • Besi ve ahır hayvancılığını geliştirmek ve yaygınlaştırmak, • Kırsal kesimde eğitim ve sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak, • Tarım ve hayvancılığa bağlı sanayi kollarını kırsal alanlara yönlendirmek, • Kırsal kesimde küçük sanayi kollarını geliştirmek, vb. gereklidir. 2. Mevsimlik İç Göçler Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere, tarımın yoğun olarak yapıldığı yerlere, yaz turizminin geliştiği yerlere bir müddet çalışmak üzere göç etmeleri ile gerçekleşir. Yaylaya çıkma olayı da mevsimlik göçler içerisinde yer alır. Mevsimlik göçlerle Adana, Mersin, Hatay, Aydın, Muğla, Antalya gibi merkezlerde, yaz ile kış mevsimleri arasındaki nüfus miktarlarında önemli değişmeler olmaktadır. • Kırsal kesimden göç edenlerin özellikleri • Genellikle genç nüfus göç etmektedir. • Erkek nüfus, kadından daha fazla göç etmektedir. • | Göç edenlerin çoğu sanayi ve hizmet sektöründe çalışmaktadır.• Göç sonucunda kentlerde hızlı nüfus artışı meydana gelmiştir. • Sanayileşme göçü arttırmaktadır. • Kentleşme hızı sanayileşme hızından daha yüksektir. • Bölgelerin toplam nüfusu ve nüfus yoğunluğu göçlerle hızla değişmektedir.
Türkiye'de Dış Göçler
Bir ülkeden diğer bir ülkeye yapılan göçlere dış göç denir. Dış göçlerin başlıca nedenleri: • Ekonomik nedenlerle çalışmaya gidilmesi • Tabii afetler • Savaşlar • Etnik nedenler • Sınırların değişmesi • Uluslararası anlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi Dış göçlerin sonuçları • Göç eden ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır. • Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir. • Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir. Dış göçler ve Türkiye Ülkemize 1923 - 1989 yılları arasında çoğu Balkan ülkelerinden olmak üzere 2,2 milyon göç olmuştur. Bu sayı nüfusumuzun % 5'ini oluşturur. 1950'den sonra, başta Almanya olmak üzere yurt dışına işçi gitmeye başlamıştır. Bugün Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, ABD, Avustralya, Libya, S. Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerinde işçilerimiz bulunmaktadır. Yurt dışındaki nüfusumuz 4 milyonu geçmiştir. 1992 yılı yurt dışındaki Türk nüfusunun dağılışı Türkiye'den yurt dışına göç sonucunda; • Ülkemize giren işçi dövizi artmıştır. • Ülke turizminin gelişmesini sağlamıştır. • Türk ticaretinin yaklaşık % 20 sine kaynak oluşturmuştur. • Artan nüfusun işsizlik sorununa kısmen çözüm bulunmuştur.
2000 Yılı Nüfus Sayımı Sonuçları
Ülkemizde Cumhuriyetin ilanından 1950 yılına kadar olan dönemde,ölüm hızının azalması ve doğum hızının artması ile yıllık nüfus artış hızı yükselmiştir. 1923 ve 1955 yılları arasında Türkiye’nin nüfusu, yaklaşık iki kat artarak 13 milyondan 24 milyona ulaşmıştır. Nüfus artış hızının en yüksek olduğu dönembinde 28.5 ile 1955-60 dönemidir. 1950’li yıllardan sonra doğurganlık azalmaya başlamıştır. Ancak, doğurganlıktaki azalma hızı, ölüm hızlarında meydana gelen azalmadan daha az olduğu için nüfus büyümeye devam etmiştir. 1955 ile 1985 yılları arasında, nüfus yeniden ikiye katlanarak 24 milyondan 51 milyona ulaşmıştır. 1985 yılından sonranüfus artış hızı düşme eğilimine girmiştir. Yıllık nüfus artış hızımız; 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde bu hız binde 18.3’e düşmüştür. Nüfusumuz yaklaşık son 75 yılda beş kat artmıştır. 22 Ekim 2000 tarihinde 14. Genel Nüfus Sayımı uygulanmıştır. Nüfus sayımı, yerleşim yeri bazında nüfus büyüklüğünün ve nüfusun sosyal, demografik ve ekonomik niteliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ulusal ve yerel plan ve programların hazırlanmasında temel veri seti nüfusun büyüklüğü ve nitelikleridir. Bu bilgiler, ulusal bilgi sistemimizde sadece nüfus sayımlarından elde edildiğinden, sayımlarda derlenen veri kalitesi, plan ve programların başarısını doğrudan etkilemektedir. 2000 Genel Nüfus Sayımında sayımın hazırlık çalışmalarına büyük önem verilmiş ve sayımdan sonra, önceki sayımlara göre çok daha geniş kapsamlı kalite kontrol çalışması yürütülmüştür. Ayrıca, verinin değerlendirilmesinde optik veri giriş sistemi kullanılarak geçmiş sayımlara göre daha kısa zamanda hata indeksi daha düşük veri üretilmiştir. 2000 Genel Nüfus Sayımının değerlendirme çalışmaları seçim kararının alınması ile hızlandırılmış ve olağanüstü tedbirlerle değerlendirme süresi planlanandan yaklaşık iki ay öne çekilmiştir. 2000 Genel Nüfus Sayımının değerlendirilmesi 22 ayda tamamlanmış olup il, ilçe ve köy bazında nüfuslar kesinleşmiştir.
2000 Genel Nüfus Sayımından önceki sayımların değerlendirilme süresi yaklaşık 3.5-4 yıldır. 2000 Genel Nüfus Sayımı ise 2 yıldan daha kısa sürede değerlendirilmiştir. 2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçları, sayımdan sonra gerçekleşen idari bölünüş değişikliklerini de içerecek şekilde güncelleştirilmiş ve 3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak erken Genel Seçimlerindeki milletvekili dağılımına esas olmak üzere Yüksek Seçim Kuruluna gönderilmiştir. NÜFUS BÜYÜKLÜĞÜ
• Türkiye'nin toplam nüfusu 67 803 927, şehirlerin (il ve ilçe merkezleri) nüfusu 44 006 274, köylerin nüfusu ise 23 797 653'tür. • 1927 yılında yaklaşık 13 milyon 600 bin olan nüfusumuz 73 yılda beş kat artış göstermiştir. • Nüfusumuz 1927-1935 döneminde yılda ortalama 314 bin kişi artarken 1990-2000 döneminde yılda ortalama 1 milyon 133 bin kişi artış göstermiştir.
NÜFUS ARTIŞ HIZI • Yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10.6 ile en düşük seviyede iken 1955-1960 döneminde binde 28.5 ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır • Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir. • Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde binde 18.3'e düşmüştür • 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde nüfus artış hızı binde 20'nin altına düşmüştür.
ŞEHİR (İL VE İLÇE MERKEZLERİ) NÜFUSU • 1927-1950 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun oranı önemli bir değişim göstermemiş, 1950 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun oranı hızla artmıştır. • Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfus, köylerde bulunan nüfusa göre çok büyük bir hızla artmaktadır. 1990-2000 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 26.8 iken köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 4.2'dir. • 1927-2000 dönemi dikkate alındığında, ülkemizde 1985 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun köylerde bulunan nüfustan daha fazla olduğu bir dönemin başladığı görülmektedir. • Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfusun oranı son on yılda önemli artış göstererek 1990 yılında yüzde 59 iken 2000 yılında yüzde 64.9'a yükselmiştir.
BÖLGESEL DAĞILIM • 1990-2000 döneminde yedi coğrafi bölgenin tamamının nüfusu artmaktadır. Bölgeler arasında en yüksek artış hızı Marmara Bölgesinde, en düşük artış hızı ise Karadeniz Bölgesinde gerçekleşmiştir. 1990-2000 döneminde Marmara Bölgesinin yıllık nüfus artış hızı binde 26.7, Karadeniz Bölgesinin yıllık nüfus artış hızı binde 3.6'dır. • Ülke genelindeki nüfusun yüzde 26'sının bulunduğu Marmara Bölgesi en fazla nüfusa sahip iken, nüfusun yüzde 9'unun bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfusa sahiptir. • Bölgeler arasında şehir nüfus oranı en fazla olan bölge Marmara Bölgesi iken en az olan bölge Karadeniz Bölgesidir. Marmara Bölgesindeki nüfusun yüzde 79'u, Karadeniz Bölgesindeki nüfusun ise yüzde 49'u şehirlerde bulunmaktadır. İLLERİN NÜFUS BÜYÜKLÜĞÜ • 81 ilden toplam nüfusu en fazla olan ilk üç il sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir'dir. Bu illerden İstanbul ilinin toplam nüfusu 10 018 735, Ankara ilinin toplam nüfusu 4 007 860 ve İzmir ilinin toplam nüfusu 3 370 866'dır. Bu illerin il merkezlerinin nüfusu, İstanbul'un 8 803 468, Ankara'nın 3 203 362 ve İzmir'in 2 232 265'dir. • İstanbul ilindeki nüfus, ülke toplamındaki nüfusun yüzde 15'ini kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle, ülkemizdeki her yüz kişiden 15'i İstanbul ilinde bulunmaktadır. • İstanbul, Ankara ve İzmir illerindeki nüfusun çoğunluğu il merkezinde bulunmaktadır. İstanbul ilindeki nüfusun yüzde 88'i il merkezinde bulunmakta iken bu oran Ankara ilinde yüzde 80, İzmir ilinde ise yüzde 66'dır. • Nüfus büyüklüğü en az olan ilk üç il Tunceli, Bayburt ve Kilis illeridir. Tunceli ilinin toplam nüfusu 93 584, Bayburt ilinin toplam nüfusu 97 358 ve Kilis ilinin toplam nüfusu 114 724'tür. Bu illerin il merkezlerinin nüfusu sırasıyla Tunceli'nin 25 041, Bayburt'un 32 285 ve Kilis'in 70 670'dir. Tunceli, Bayburt ve Kilis illeri toplam nüfus açısından son on yıl içinde nüfusları azalan iller arasında yer almaktadır.
İLLERİN NÜFUS ARTIŞI • Son on yılda 81 ilden 66'sının nüfusu artarken 15'inin nüfusu azalmıştır. Nüfusu azalan iller Artvin, Çorum, Edirne, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Sinop, Sivas, Tunceli, Zonguldak, Bayburt, Bartın, Ardahan, Karabük ve Kilis'tir. • 81 il içinde nüfus artış hızı en yüksek olan ilk üç il sırasıyla Antalya, Şanlıurfa ve İstanbul'dur. 1990-2000 döneminde Antalya'nın yıllık nüfus artış hızı binde 41.8, Şanlıurfa'nın yıllık nüfus artış hızı binde 36.6 ve İstanbul'un yıllık nüfus artış hızı ise binde 33.1 olarak gerçekleşmiştir. • 81 il içinde nüfus artış hızı en düşük olan ilk üç il sırasıyla Tunceli, Ardahan ve Sinop'dur. 1990-2000 döneminde Tunceli'nin yıllık nüfus artış hızı binde -35.6, Ardahan'ın yıllık nüfus artış hızı binde -20.2 ve Sinop'un yıllık nüfus artış hızı binde -16.2 olarak gerçekleşmiştir.
İLLERİN ŞEHİR NÜFUS ORANI • İllerin şehir nüfus oranları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. 81 ilin 55'inde nüfusun çoğunluğu şehirlerde bulunurken, 26 ilde nüfusun çoğunluğu köylerde bulunmaktadır. • Şehir nüfusu en yüksek olan ilk üç il sırasıyla İstanbul, Ankara ve İzmir'dir. Bu illerin şehirlerinde bulunan nüfusun oranı, İstanbul ilinde yüzde 91, Ankara ilinde yüzde 88, İzmir ilinde ise yüzde 81'dir. • İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde şehirde bulunan nüfusun oranı diğer illerden daha yüksek olmasına rağmen bu illerin köylerindeki nüfusun artış hızları ülke ortalamasından daha yüksektir. 1990-2000 döneminde köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı İstanbul ilinde binde 81, Ankara ilinde binde 16 iken İzmir ilinde binde 14'tür. • Köy nüfus oranı en yüksek olan ilk üç il Bartın, Ardahan ve Muş illeridir. Bu illerin köylerinde bulunan nüfus oranı, Bartın ilinde yüzde 74, Ardahan ilinde yüzde 70 ve Muş ilinde yüzde 65'tir. • Nüfusunun büyük bir kısmı köylerde bulunan Bartın ve Ardahan illerinin köylerdeki nüfusu son on yıl içinde azalmaktadır. Bu illerin köylerindeki nüfusunun yıllık artış hızı Bartın ilinde binde -17, Ardahan ilinde ise binde -32'dir. • Veri kalitesine yönelik olarak yapılan istatistiksel çalışmalar 2000 Genel Nüfus Sayımında, önceki sayımlara göre daha güvenilir bilgi derlendiğini göstermiştir. Bugüne kadar yapılan nüfus sayımlarında sonu sıfır ve beş ile biten yaşlarda beyan hatası olduğu bilinmektedir. Yanlış yaş bildiriminin ölçülmesi amacıyla Whipple İndeksi uygulanmaktadır. Bu indeks 100 ile 500 arasında değişim göstermekte ve 100'e yaklaştığı ölçüde veri güvenilir bulunmaktadır. İl bazında ve cinsiyet ayrımında uygulanan bu indeks sonuçlarına göre 2000 Genel Nüfus Sayımında derlenen bilgi önceki sayım sonuçlarından daha güvenilirdir. • Bugüne kadar il yayınları tamamlanan 72 il için yapılan analizlere göre ...................Erkek Kadın 1980 Sayımı 135.0 178.4 1985 Sayımı 133.7 165.3 1990 Sayımı 128.9 150.8 2000 Sayımı 123.9 129.
• Birleşmiş Milletler tarafından veri kalitesinin ölçülmesi amacıyla önerilen bir diğer indeks de "Yaş ve Cinsiyet Tutarlılık İndeksi"dir. Bu indeks yaş ve cinsiyet yapısındaki tutarlılığı ölçmekte ve sıfıra yaklaşması beklenmektedir. İl yayınları tamamlanan 72 il üzerinden yapılan analizlere göre; Yaş ve Cinsiyet Tutarlılık İndeksi 1980 Sayımı 31.4 1985 Sayımı 20.8 1990 Sayımı 21.5 2000 Sayımı 18.2 SAYIM SONUÇLARININ YAYINLANMASI 2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçları her il için ayrı bir yayın halinde hazırlanarak kullanıcıya sunulmaktadır. Bu yayınlar, farklı kullanıcı kesimlerine hitap edebilecek şekilde hazırlanmıştır. Yayında, 2000 Genel Nüfus Sayımında derlenen tüm değişkenlerin bilgileri ayrıntılı olarak verilmektedir. Bununla birlikte, nüfus sayımında derlenen bilgilere dayalı olarak nüfus artış hızı, şehir nüfus oranı, yaş ve cinsiyet yapısı, özürlülük, eğitim, doğurganlık, bebek ölümleri, işgücü, işsizlik, istihdamdaki nüfusun faaliyet kolu ve işteki durumu ile hanehalkı büyüklüğü ve konutun niteliklerine ilişkin göstergelere de yer verilmiştir. Nüfus sayımı yayınlarında ilk kez her ilin tarihsel gelişimini yansıtacak şekilde tüm göstergeler yorumlanmış ve ilde zaman içinde oluşan önemli gelişimler kullanıcıya sunulmuştur. Böylece kullanıcı kitlesinin büyük bir kısmı nüfus sayımının bulgularına ek bir çalışma yapmadan ulaşabilmektedir. Yayında yer alan bilgilerin dışında daha ayrıntılı bilgilere ihtiyaç duyulduğu takdirde Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından bu bilgiler hazırlanarak kullanıcıya verilmektedir. 2000 Genel Nüfus Sayımının ayrıntılı sonuçlarını içeren "2000 Genel Nüfus Sayımı Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri" yayını 72 il için tamamlanmıştır. Diğer illerin yayın çalışması Eylül ayının sonuna kadar tamamlanacaktır.
Türkiye'de Yerleşme
İnsanların, çok farklı türdeki konutlarda, yaşamlarını toplu ya da dağınık şekilde sürdürmelerine yerleşme denir. Yerleşmeyi etkileyen faktörler 1. iklim Yerleşmeyi etkileyen en önemli faktördür. Dünya'da Orta kuşak karalarında iklim şartları uygun olduğundan, nüfus fazla iken çöllerde, kutup bölgelerinde bataklıklarda ve yüksek dağlık alanlarda, iklim şartları uygun olmadığından, nüfus çok azdır. Yine, Ekvatoral bölgede O -1000 m yükseltiler arasında, aşırı nemli ve bunaltıcı bir iklim etkili olduğundan, Amazon ile Kongo havzalarında da nüfus azdır. 2. Yeryüzü şekilleri Dağlık, çok engebeli ve yüksek sahalar, yerleşmelerin kurulmasını ve gelişmesini önemli ölçüde engellemektedir. Buna karşılık düz ovalık alanlarda tarım, ulaşım, sanayi faaliyetleri daha çok geliştiğinden nüfus fazladır. Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde nüfus yoğunluğunun az, Marmara ve Ege bölgelerinde fazla olması buna örnektir. 3. Toprak Verimsiz toprakların bulunduğu yerler, nüfusça tenha iken (Tuz Gölü çevresi), verimli toprakların bulunduğu yerler nüfusça zengindir. (Çukurova ve Ege ovaları gibi) 4. Ekonomik Kaynaklar Ekonomik kaynakların fazla olduğu, sanayi, ticaret faaliyetlerinin yoğun olduğu, maden ve enerji kaynaklarının çok bulunduğu yerlerde nüfus yoğunluğu artmaktadır. Ülkemizde Marmara Bölgesi ile Zonguldak, Karabük, Ereğli, Batman gibi merkezlerin nüfusça yoğun olmaları ekonomik kaynakların çok olmasındandır. Ekonomik kaynakların yetersiz olduğu bölgelerde, halk geçimini temin etmek için göç etmekte ve nüfusları azalmaktadır.
Türkiye'de Kırsal Yerleşme
Ülkemizde, nüfusu 10.000'in altında olan yerleşmelere denmektedir. Kır yerleşmeleri, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin birlikte yapıldığı ya da ön plana çıktığı yerleşmelerdir. Kırsal yerleşmelerin bazılarında yerleşik hayat tarzı (köy gibi), bazılarında konar - göçerlik veya yaylacılık gibi yarı yerleşik tarz görülür. Ülkemizde 1980 nüfus sayımına göre, 35 bin civarında köy yerleşmesi vardır. Kırsal kesimde yerleşmeler toplu ve dağınık olmak üzere ikiye ayrılır. Toplu Yerleşme: Evlerin birbirine yakın olduğu yerleşme biçimidir. Suyun az olduğu yerlerde ve arazinin düz olduğu ovalık alanlarda insanlar toplu olarak yerleşmişlerdir. Türkiye'de İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde su kaynakları az olduğu için toplu yerleşmeler fazladır. Dağınık Yerleşme: Suyun (yağışların) bol olduğu yerlerde, arızalı ve eğimli bölgelerde, evlerin birbirinden uzak olduğu bahçeler içerisinde insanlar dağınık olarak yerleşmişlerdir. Türkiye'de Karadeniz Bölgesi, dağınık yerleşmenin en yaygın olarak görüldüğü yerdir. Dağınık yerleşmede su fazlalığı ve yerşekillerinin engebeliliği etkilidir. Kırsal yerleşme çeşitleri a. Köy altı yerleşmeleri: Çiftlik, mezra, kom, divan, oba, yayla gibi yerleşmelere denir. Bunlar köylerden küçüktür. Daha çok, hayvancılık amaçlı veya yazları serinlemek amacıyla kurulmuştur. Doğu Anadolu, G. Doğu Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde yaygındır. b. Köyler Bucak ve nahiyeler Kırsal meskenlerin yapımında kullanılan malzemeler doğal çevre ile yakından ilişkilidir. Çevrede taş malzemeler yaygınsa konutlarda taş kullanılır. Ormanlık yörelerde meskenlerde daha çok ahşap kullanılır. Taş ve ahşap malzemenin bulunmadığı yarı kurak bölgelerde, meskenlerde kerpiç malzeme kullanılır. • Taş meskenler: Köylerimizde çok rastlananmesken tiplerinden biri olup, daha çok Akdeniz, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde rastlanır. • Ahşap meskenler: Ahşap köy meskenlerinin en yoğun olduğu yerler ormanlık yörelerimizdir. Daha çok, Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Güney Marmara'da yaygındır. • Kerpiç meskenler: Ülkemizde İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür. Dünya genelinde de, kırsal kesimde kullanılan malzemeler, doğal çevre ve iklim ile çok yakından ilişkilidir. Kuzey Afrika, Orta Asya gibi bölgelerde yarı kurak iklimden dolayı kerpiç Ekvatoral ve Muson iklimlerinde ahşap evler yaygındır.
Türkiye'de Kentsel Yerleşme
Türkiye'de, nüfusu 10.000 den fazla olan yerleşmelere kentsel yerleşme denmektedir. 1935'e kadar nüfusun % 80'i köylerde otururken, kent nüfusu % 20'sini oluşturuyordu. 1997 yılında yapılan sayım sonuçlarına göre, ise nüfusun % 65'i kentlerde % 35'i kırsal kesimde toplanmıştır. Ülkemizde özellikle sanayinin gelişmesine paralel olarak göç olayı artmış ve yeni kentler ortaya çıkmış ya da kentlerde aşırı büyümeler meydana gelmiştir. Türkiye'de kentleşme hızı sanayileşme hızından daha yüksektir. Bu durum gecekondulaşma gibi bir çok problemi beraberinde getirmiştir. 1997 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre, kentleşme oranının en yüksek olduğu bölge Marmara'dır. Bu durum, bölgenin çok göç aldığını ve sanayileşmede ileri gittiğini gösterir. Marmara'yı, Ege, iç Anadolu, Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri takip eder. Kentleşme oranı en az Karadeniz Bölgesi'nde görülür. Şehirler fonksiyonlarına göre şu gruplara ayrılır: 1. Tarım Şehirleri Şehrin kurulması, gelişmesi ve halen devam etmesinde tarım faaliyetleri etkilidir. Karadeniz Bölgesi'nde; Giresun, Rize, Düzce, Bafra, Erbaa, Niksar Marmara Bölgesi'nde; Kırklareli, İnegöl, Lüleburgaz Ege Bölgesi'nde; Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Ödemiş, Söke, Tire Akdeniz Bölgesi'nde; Kadirli, Ceyhan, Kilis, Kırıkhan, Burdur İç Anadolu Bölgesi'nde; Karaman, Aksaray, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde tarım şehirlerine en iyi örneklerdir. 2. Ticaret Şehirleri Genellikle ulaşım yolları üzerinde bulunan bu şehirlerde iç ve dış ticaret canlıdır. İstanbul ve İzmir en önemli ticari şehirleridir. Denizli, Manisa, Aydın, Kayseri, Konya, Eskişehir, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır önemli ticaret şehirleridir. istanbul, İzmir, Mersin ve Trabzon gibi şehirlerde, serbest ticaret bölgeleri kurulmuştur. Bu bölgelerin işlerlik kazanması ile, ticarete dayalı faaliyetler gelişecek ve şehirlerin ticari fonksiyonları artacaktır. 3. Liman Şehirleri İthal ve ihraç ürünlerimizin deniz yoluyla geldiği limanlara sahip şehirlerdir İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya, Trabzon, Samsun, Zonguldak, Ereğli ve iskenderun örnek olarak verilebilir. istanbul aynı zamanda en büyük liman şehrimizdir 4. Sanayi Şehirleri Kentlerin hızlı büyümesinde en etkili olan faktördür. Fabrikaların ve atölyelerin yoğun olduğu şehirlerdir. İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa izmir, Adana, Batman, Karabük, Ereğli, iskenderun, Seydişehir gibi merkezler örnektir. 5. İdari, Askeri ve Kültürel Şehirler Ankara ve Diyarbakır gibi iller idari şehirler hüviyetindedir. Sarıkamış, Erzurum, Erzincan, Konya, Malatya gibi şehirlerde de askeri fonksiyonlar ağır basmaktadır. İstanbul, Ankara ve izmir gibi şehirler aynı zamanda kültür şehirleridir. 6. Turizm Şehirleri Gelirlerinin önemli bir bölümünü turizmden karşılayan şehirlerdir, istanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum, Nevşehir, Göreme, Fethiye, Bursa turizm şehirlerine en iyi örnektir. Turizm şehirlerinde, nüfus yıl boyunca sabit olmayıp, mevsimler arasında büyük değişmeler görülebilir. 7. Maden ve Enerji Kaynaklarının Bulunduğu Şehirler Zonguldak, Soma, Tavşanlı, Elbistan, Batman, Seydişehir gibi merkezler örnek verilebilir. Bu şehırlenn nüfusları maden zenginliğinin bitmesine göre azalabilir.
Türkiye'de Kentsel Yerleşmenin Sorunları
Türkiye'de özellikle 1950'li yıllardan sonra hızla şehirleşme başlamış, bu şehirleşme beraberinde birçok sorun getirmiştir. Şehirlerin sorunları başlıca şöyle sıralanabilir. . 1. Gecekondulaşma Şehirlerin en büyük sorunlarındandır. Şehirleşme sonunda, gecekondular hızla artmış ve şehir içinde ayrı bir semt meydana gelmiştir. Gecekondulardan oluşan semtlerde yol, kanalizasyon gibi alt yapı hizmetleri yetersiz kalmıştır. istanbul, Ankara, izmir, Adana, Mersin, Gaziantep gibi şehirler, gecekondu semtlerinin en yaygın olduğu şehirlerdir. Özellikle istanbul nüfusunun yaklaşık % 25'i gecekondularda yaşamaktadır. 2. Düzensiz yapılaşma Hızlı şehirleşme, düzensiz yapılaşmayı da beraberinde getirmiştir. Sanayi tesisleri, yerleşim alanlarına ve tarım arazileri üzerine kurulmuştur. Bunun sonucunda çevre kirlenmiştir. Şehirleşme hızı fazla olduğundan, önceden bulunan ana caddeler trafik yükünü kaldıramaz hale gelmiş, trafik düzensizliği başlamıştır. 3. Yeşil ve açık alanların yetersizliği Bugün, şehirlerimizin hepsinde insanların dinlenebileceği, çocukların oynayabileceği yeşil ve açık alanlar yetersizdir. Bu durum hızlı kentleşmenin bir sonucudur. 4. Hava kirliliği Özellikle kış aylarında, hava kirliliği bütün şehirlerimizde artmaktadır. Ankara'da görülen hava kirliliği doğal gaz ve ithal kömür sayesinde önemli oranda giderilmiştir. Ancak İstanbul, İzmir ve Bursa'da hava kirliliği önemli ölçüde devam etmektedir. 5. Çöplerin toplanması ve depolanmasındaki zorluklar Yoğun nüfuslu şehirlerde, sanayi tesislerinde ve meskenlerden çıkan katı atıkların toplanması ve depolanmasında önemli zorluklarla karşılaşılmaktadır. Bu durum çevre kirliliğine yol açmaktadır. Özellikle sanayi tesislerinden çıkan kirli ve zehirli maddeler çevre kirliliğini en üst düzeye çıkarmaktadır, izmit ve İzmir körfezleri ile İstabul'da Haliç kirlilik konusunda ün yapmışlardır. 6. Sosyal ve kültürel gelişimin sağlanamaması Normal şartlar altında, şehirler, ülkeye sosyal ve kültürel alanda öncülük etmelidirler. Ancak, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı sosyo-kültürel yapılaşmayı alt-üst etmiştir. Bu nedenle, özellikle gecekondu semtlerinin yaygın olduğu kentlerde kırsal kültür devam etmektedir. 7. Şehirlerde rahat ve modern bir şekilde yaşama durumunun ortadan kalkması Şehirlerdeki sanayi tesisleri ve diğer sektörler, hızla artan nüfusun hepsini istihdam edememektedir. Bunun sonucunda da işsiz sayısı azalmaktadır. Ekonomik zorluklar arttığı için. insanlar geçimini temin etmekte güçlüler çekmektedir.
TÜRKİYE'DE TARIM
İnsanların toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetine tarım denir.
Türkiye Topraklarından Yaralanma Oranları:
Topraklarımızdan faydalanma oranı daha çok iklim ve yer şekilleri özelliklerine bağlıdır. Ülkemizde yüksek dağlık kesimler geniş alan kaplar. Dik yamaçlar çoktur. Buralarda topraktan faydalanma çok kısıtlıdır. Buna göre ülkemiz arazisinin % 36 ‘sı ekili-dikili alan, % 32’si çayır ve otlak, % 26 ‘sı orman ve % 6’sı diğer alanlar (yerleşim birimleri , tarıma elverişsiz çıplak kayalıklar gibi) dır.
Not: Tarımdaki makinalaşmanın etkisiyle çayır ve otlakların alanı daralırken, tarım alanlarımız genişlemektedir.
Bölge Yüzölçümüne Göre Ekili Dikili Alanların Oranları:
1.Marmara Bölgesi: %30
2.İç Anadolu Bölgesi: %27
3.Ege Bölgesi: %24
4.G.Doğu Anadolu Bölgesi: %20
5.Akdeniz Bölgesi: %18
6.Karadeniz Bölgesi: %16
7.Doğu Anadolu Bölgesi: %10
Türkiye’de Tarımı Etkileyen Faktörler:
1.Sulama: Türkiye tarımında en büyük sorun sulama sorunudur. Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz G.Doğu Anadolu Bölgesi iken , bu sorunun en az olduğu bölgemiz Karadeniz Bölgesidir.
Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olmasından dolayı sulamada yeterince faydalanamıyoruz. Bunun için mutlaka akarsular üzerindeki baraj sayısı artırılmalıdır.
Sulama Sorunu Çözüldüğünde;
Üretim artar.
Nadas olayı ortadan kalkar.
Tarımda iklime bağlılık büyük oranda azalır.
Üretimde süreklilik sağlanır.
Üretim dalgalanmaları önlenir.
Daha önce sebze tarımı yapılmayan bir yerde sebze tarımı da yapılmaya başlanır.
Tarım ürün çeşidi artar.
Köyden Kente göçler azalır.Yılda birden fazla ürün alınabilir. Bu konuda en şanslı bölgemiz Akdeniz, en şanssız
bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesidir
2.Gübre Kullanımı: Tarımda sulama sorunu çözüldükten sonra üretimi daha da artırmak için gübre kullanımı artırılmalıdır.
Ülkemizde hayvancılığın gelişmiş olması tabii gübre imkanını oluşturmaktadır. Ancak yurdumuzda tabii gübrenin yakacak olarak kullanılması bu olumlu durumu ortadan kaldırmaktadır. Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığı için ithal (Fas, Tunus, Cezayir gibi ülkelerden) etmekteyiz. Bu da maliyeti artırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadır.
Gübre ihtiyacı, tabii gübrenin yakacak olmaktan kurtarılması ve gübre fabrikalarının artırılması ile karşılanabilir.
3.Tohum Islahı: Sulama ve gübre sorunu çözüldükten sonra verimi daha da artırmak için kaliteli tohum kullanılmalıdır. Ülkemizde kalite tohum üretme konusunda devlet üretme çiftlikleri ve tohum ıslah istasyonları çalışmalar yapmaktadır. Ancak kaliteli tohum ithali devam etmektedir.
4.Makine Kullanımı: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir. Sebepleri:
Makine kullanıma elverişsiz alanların varlığı,
Bir arkadaşımız ormanlar hakkında bilgi vermemizi istemiş nette bulduğum bilgileri ekledim. Umarım yararı dokunur.
iremkiz.
Ormanlar:
Orman Nedir?
Orman; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen bir ekosistemdir.
Orman; beş metreden daha boylu orman ağaçlarının baskın olduğu ve birbirlerini etkileyecek sıklıkta bulunduğu, kendine özgü iklim ve toprak koşulları oluşturduğu bir yaşam birliğidir.
Orman; bitki köklerinin etkileyebildiği 1-2 metre toprak derinliğinden ağaçların birkaç metre yukarısına kadar uzanan ve en az üç hektar alan kaplayan bir varlıktır...
Ormanı oluşturan sonsuz sayıdaki tüm madde ve olaylar birbirleriyle karşılıklı ilişki ve etkileşim halindedirler. Bu haliyle orman, çok sayıda bitki ve hayvan populasyonlarından oluşan bir yaşama ortaklığı, bir yaşam birliği, bir ekosistem ve hatta büyük bir canlı organizma olarak tanımlanmaktadır.
Ormanın baskın elemanı ağaçlardır... Bu nedenle orman, ancak orman ağaçlarının toplu halde yaşayabildiği bir ortamda kurulabilir.
k:http://www.ogm.gov.tr/bilgi/orman_02.htm
ORMAN ÇEŞİTLERİ
Ormanlar birbirlerine benzeseler de bulundukları yerin konumuna ve iklimine bağlı olarak birbirlerinden çok farklı olabilirler.Ormanlar genç ya da yaşlı oluşlarına, zaman içerisinde doğal olarak oluşmuş ya da insan eliyle dikilmiş oluşlarına göre guruplara ayrılırlar. Bu yönleriyle ormanları üç guruba ayırabiliriz: bakir (eldeğmemiş) ormanlar, doğa ormanları ve kültür ormanları:
Bakir ormanlar (urskog): Bakir ormanlar insan eli değmeden, yüzlerce, yüzlerce yıl süren uzun bir süreç içerisinde, yeryüzünde olan doğal gelişim ve değişimler doğrultusunda, kendi Kendilerine oluşmuşlardır.Buormanlardaheryaştaağacarastlamakmümkündür. Çoktanölmüş ağaçlar yattıkları ya da durdukları yerde pek çok kuş ve bazı hayvanlar için bir yaşama alanı görevi görürler.Bu ormanlarda hiç bir zaman ağaç kesimi yapılmamıştır.Pek çok ‘türü’ içinde barındıran ve belki de bakir ormanların dışında başka bir yerde varolma şansları olmayan bu çeşitli türlerin yaşayıp gelişmesine olanak sağlayan bakir ormanlar dünyamız için çok önemlidir. Norveç’de bakir ormanlar koruma altındadırlar.
Doğa ormanları: Doğa ormanları insanda bakir ormanlar izlenimi bırakabilirler.Burada her yaşta ve boyda ağaçla karşılaşabiliriz. Bazen de halen ayakta duran, ama çoktan ölmüş ağaçlarla ya da ölüp yere düşmüş, çürümeküzereolan ağaçlarla karşılaşırız. Ağaçlarınkesilmeden,doğalolarak yaşlanabilmeleri, ölmüş olmalarına rağmen ormanda kalabilmeleri ormandaki tür çeşitlerinin yaşamaları ve gelişmeleri açısından çok önemlidir. Yine de doğa ormanlarında bakir ormanların aksine, insan elinin izlerini bulabiliriz.
Kultur ormanları: Kültür ormanları belli bir düzen içerisinde dikilmiş ağaçlardan oluşur. Bu ormanlarda ağaçlaraynıyaştadır .veneredeysehiçbirzamançokyaşlı ya da ölmüş ağaçlarla karşılaşmayız, çünkü kültür ormanlarında düzenli olarak ağaç kesimi yapılmaktadır.Burada diken yapraklı olmayan, yapraklı ağaçlar da yoktur. Yaşamak için ışığa gereksinim duyan yapraklı ağaçlar, bu birbirlerine çok yakın bir şekilde dikilmiş ağaçlardan dolayı gerekli ışığı alamazlar, bu da yapraklı ağaçların kültür ormanlarında yaşamalarını neredeyse olanaksız kılar. Tüm bu saydığımız nedenlerden dolayı bu ormanlarda yaşayan tür sayısı çok fazla değildir. Norveç’de kültür ormanları bakir ve doğa ormanlarına karşın büyük bir alan kaplar.
Dünyanın en canlı, en kuvvetli ve yayılma kabiliyeti en yüksek olan orman tipidir. Orman ekosistemi bu tipte en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Yüksek sıcaklık ve rutubetin biraraya geldiği yörelerde yağmur ormanı teşekkül etmiştir. Yağış miktarı esas itibariyle 2000-4000 milimetre arasında değişmekle beraber bazı mıntıkalarda 10.000 milimetreye ulaşır. Ortalama yıllık sıcaklık 20-30°C arasında değişir. En soğuk ayda 18°C'nin altına düşmez. Mevsim değişmeleri olmadığından tropik yağmur ormanı ağaçlarında, ilkbahar ve sonbahar odunu meydana gelişi görülmez. Büyük çoğunluğu, daimi yeşil yapraklı ağaçlardan meydana gelen tropik yağmur ormanında ağaçların tepeleri zayıf, dallanma gevşek, gövde şekilleri düzensiz, ağaç kabukları parlaktır. Dallar üzerinde epiphyte denen eğrelti, orkide gibi konuk bitkiler, çeşitli sarılıcı ve tırmanıcı bitkiler, ormanın genel görünüşünde büyük rol oynarlar. Tozlaşma, böcekler ve kelebekler yoluyla olur. Tropik yağmur ormanının bazı ağaçları gövde üzerinde de çiçeklenme yapabilirler. Olağanüstü istila edici bir kuvvete sahiptir. Tedbir alınmadığı taktirde yolları, telefon, telgraf vs. gibi yapıları kısa zamanda kullanılmaz hale getirir.Bu orman ekvator bölgelerinde bulunur.
Endonezya Takım Adalarında, Hindistan'da, Kamerun sahilinde, Amazon mıntıkasında, Brezilya'nın doğu sahilinde, Karayip Denizi sahillerinde ve adalarında yayılış gösterir. Tropik yağmur ormanları; Mangrov tropik iğne yapraklı ormanlar ve bambu ormanları olmak üzere üç grupta toplanır.
Muson ormanları
Tropiklerde birçok deniz etekleri, kendine has tipik bir orman formasyonu taşırlar. Denizin ilerlemesi halinde (met), yaklaşık 10 ile 20 m arasında boy yapan ağaçların yalnız tepeleri suyun üzerinde kalır. Çekilmesi halinde (cezir) ise ağaç gövdeleri geniş nefes alma kökleri ile birlikte görülür. Tohumun çimlenmesi ve çimlenmeden sonra meydana gelen fidecikler, tohumlar henüz ağaçta iken gelişirler ve biraz büyüyünce çamur toprağa düşerek köklenirler. MUSON ağaçlar daimi yeşil, derimsi yahut tüylü yapraklar taşırlar.
Tropik iğne yapraklı ormanlar
Güneydoğu Asya'da ve Orta Amerika'da, çeşitli çam türlerinin meydana getirdikleri geniş ormanlar, bilhassa dağlık yerlerin fakir topraklarında yaygındır. Ağaç türleri; Pinus caribaea, Pinus merkusii, Callitris podocarpustur.
Tayga ormanları
Bambu ormanı
taygalar, ormanda alt tabakanın bir kısmını meydana getirirler. Geniş yayılan rizomları sayesinde sürgün vererek çoğalırlar. Dünya üzerinde 60 cinsine dağılan yaklaşık 700 türü vardır. Boyları 0,15 m ile 30 m arasında değişir.
Yağmur yeşili yapraklı orman (kış ormanı)
Tropik memleketlerin, yazları periyodik kurak ve çok sıcak, kışları yağmurlu iklim mıntıkalarında görülür. Bu orman şeklinin tipik özelliği, yaprak dökümünün sıcak ve kurak mevsime, esas ve vejetasyon zamanında yapraklı durumla kışa rastlamasıdır. Kış ormanı sonbaharda yeşillenir ve ilkbaharda tekrar yaprağını döker. Ağaçların boyları kısa ve büyümeleri çok yavaştır.
Hindistan, Afrika ve Güney Amerika'nın geniş sahalarını kaplarlar. Maymun, ekmek ağacı ve şemsiye akasyaları bu vejetasyonun tipik ağaçlarıdır. Arka Hindistan ve Doğu Cava ormanlarının en değerli ağacı, yaprakları (30x50) cm büyüklüğünde olan Tectonia grandis'dir.
Sert yapraklı orman
Sert yapraklı orman, yazları sıcak ve yağışça fakir, kışları ılıman, fakat yağışça zengin yörelerde yayılış gösterir. Daimi yeşil yapraklı olması, sert yapraklı ormana çok serin zamanlarda hatta kışın bile fotosentez imkanı verir. Bunun yanında yaz mevsiminin kuraklığı sebebiyle bilhassa kuru topraklarda büyümede bir nevi duraklama periyodu hasıl olur.
Sert yapraklı ormanın ana mıntıkaları, başta Akdeniz iklim bölgesi olmak üzere dar bir şerit halinde Kalifornia ve Şili'dir.
Maki dediği bitki formasyonu da sert yapraklı orman şekli içinde yer alır. Boylu veya bodur çalı görünümündeki maki Akdeniz ve kısmen Karadeniz kıyılarında, denizle dağ etekleri arasında yaygındır. Bulunduğu araziyi örtmesi ve toprağı girift olarak kaplaması erozyonu önleme ve toprak koruması bakımından büyük değer taşır.
Kuzey yarı kürenin belirli derecede serin kışlara sahip olan ve yazlarla kışlar arasında mevsim farkları gösteren enlemlerinde görülür. İnce ve yumuşak olan yaprakların sonbaharda dökülmesi kış soğuğundan ziyade, toprağın donması halinde hasıl olabilecek kuraklık tehlikesine karşı alınan bir tedbirdir.
Yaz ormanları bilhassa Orta Avrupa'da, yazları zengin yağışlı mıntıkalarda görülür. Türkiye'de, denizden yüksek olmayan yerlerde yaygındır.
Yayılış sahası, Kuzey yarı kürenin kışları sert, düzenli kar ve don mevsimleri gösteren yüksek enlemleridir. Yaz, kış yeşil iğne şeklini almış olan asimilasyon organları, kısa ve vejetasyon devresinde, sıcaktan en yüksek derecede faydalanmayı mümkün kılar. İğne yapraklı ormanların çoğunda gövdeler devamlı, düz ve dalsızdır. Ağır olmayan gövde odunları, bıçkı kerestesi ve yapı ağacı olarak çok kıymetlidir. Bu orman tipi, Kuzey Avrupa ve Asya'dan Kuzey Amerika'nın kuzeyine kadar, 20 enlem genişliğindeki bir şerit halinde yayılış gösterir.
Galeri ormanları
Galeri ormanı
Afrika, Güney Amerika ve İç Anadolu'nun yağmurca fakir, kurak mıntıkalarında nehirler boyunca, dar veya geniş şeritler halinde oldukça kuvvetli büyüyen ormanlar meydana gelir ki, bunlara galeri ormanları denir.
Bataklık ormanları
Tropik bölgelerin geniş, sürekli su altında kalan, bataklık bölgelerinde rastlanır. Florida'nın bataklık servisi ormanları bu ormanlara örnek olarak gösterilebilir.
Ormanın yararları
Maddi faydaları
Ormanların yapacak, yakacak ve tali ürünlerle sağladığı değerlerdir. Ormanın ilk bakıştaki faydası, ürünlerin çeşitli iş ve sanayi kollarında hammadde olarak kullanılması veya tüketimi şeklinde göze çarpmaktadır. İnşaatta, kimya ve diğer sanayi kuruluşlarında, madencilik, ulaştırma, bayındırlık gibi ekonomik faaliyetlerde odun hammaddesinin kullanış yerleri gün geçtikçe artmaktadır. Odun hammaddesinin bu derece önem kazanmasının sebebi, sahip olduğu teknolojik vasıflarından ve devamlı üreyebilen; iyi bakıldığı taktirde tükenmez bir kaynağı olmasından ileri gelmektedir.
Teknolojinin gelişmesi ve elektrik enerjisi, petrol, maden kömürü gibi çeşitli enerji maddelerinin bulunmuş olmasına rağmen odun, yakacak maddesi olarak önemini sürdürmektedir. Dünya odun üretiminin hemen hemen % 50'si yakacak olarak kullanılmakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu oran % 80'e varmaktadır.
Ormandan elde edilen tali ürünler, parfümeri, boya, ilaç, dericilik, tecrit malzemesi gibi endüstri kuruluşlarının ham maddesini meydana getirmektedir.
Ormanın bu yöndeki hizmetleri, maddi faydaları ile ölçülemiyecek kadar fazladır. Bulundukları muhit iklimini, kara iklim tipinden ılıman iklim tipine yöneltirler. Bu sayede don, kuraklık, aşırı sıcaklık, fırtına gibi zararları önlemek ve azaltmak suretiyle faydalı olurlar. Ormanın etkisi altında kalan sahaların nisbi rutubeti fazla olduğu gibi, akarsu ve kaynakların verimi, düzenli ve devamlıdır.
Ormanların tarımı, hayvancılığı, bayındırlık tesislerini koruması; karada ve deniz kıyılarında kumulların teşekkülüne engel olması; bataklıkları kurutmak, havaya saf oksijen vermek, gürültüyü ve hava kirliliğini önlemek suretiyle insan sağlığına yardım etmesi; çeşitli av hayvanlarını barındırıp beslemekle yurdun tabii varlığını ve güzelliğini zenginleştirmesi gibi hususlar kollektif hizmetlerinin başlıcalarını teşkil eder.
Türkiye ormanlarının genel durumu; 1963-1972 yılları arasında ilk defa ülke çapında tüm ormanları kapsayacak şekilde düzenlenmiş olan Orman Amenajman Planlarının Orman Genel Müdürlüğü, Amenajman ve Silvikültür Dairesi Başkanlığı, Envanter Fen Heyeti Müdürlüğü tarafından değerlendirilmesi ile tespit edilmiş ve 1980 yılında bir bültenle yayınlanmıştır.
1973 yılından evvel hazırlanmış olup, plan süresi sona eren planlara ait ormanların durumunun yeniden tespiti için günün şartlarına göre plan yenileme çalışmaları sonraki yıllarda devam etmiştir. Bu yenilenen planlardaki bilgilerin belirli periyot süreleri sonunda ülke çapında güncellenmesi ve değerlendirilmesi Orman Genel Müdürlüğü Orman İdaresi ve Planlama Dairesi Başkanlığı tarafından 1997 yılında ikinci defa yapılmıştır..Planların birinci ve sonraki yenileme çalışmalarında hava fotoğrafları ile geçici deneme alanlarına dayalı yersel envanter metotlarının birlikte kullanıldığı kombine orman envanter metodu uygulanmıştır.
1963–1972 dönemi birinci envanter sonuçları (Ankara 1980) ile 1973–1996 dönemi ikinci envanter sonuçları (Ankara 1997) karşılaştırılarak ülke ormanlarının gelişimi hakkında bilgiler elde edilmiştir. Ancak ilgili tablolarda yer alan veri ve bilgilerin bilgisayar ortamında bulunmaması nedeniyle; güncelleme, değerlendirme ve raporlama etkin ve süratli bir şekilde yapılamamıştır. Planlardaki bazı sayısal verilerin plan bazında(işletme sınıfı) ilk defa bilgisayar ortamında bir veri tabanına aktarılarak değerlendirilmesi 1997 – 1999 yılları arasında yapılmış ve bu bilgiler ulusal ve uluslar arası raporlarda yer almıştır.
2000’li yıllarda ülke bazında ormanlarla ilgili yeni bilgi talepleri artmış ve mevcut veri tabanlarındaki bilgiler ve envanter sonuçları yetersiz kalmıştır. Bu nedenle mevcut planlardaki bazı ek bilgileri de kapsayan, standart ve kodlanmış bilgileri içeren yeni bir veri tabanı hazırlanmıştır. 1973-2004 yıllarında hazırlanmış ve uygulanmakta olan plan bilgileri bu veri tabanına aktarılarak ulusal bazda değerlendirilmiştir.
Bu veri tabanındaki bilgiler; Orman Bölge Müdürlükleri, İller itibariyle değerlendirilerek, ormanın işletme şekilleri ve kapalılık durumlarına göre çeşitli tablolar halinde gösterilmiştir. Bu tablolar; ormanla ilgili, saha (alan), servet (dikili kabuklu gövde hacim miktarı), artım (yıllık ortalama cari servet artımı) ve eta (kesilmesi planlanan yıllık ortalama odun hasılatı miktarı) durumlarını; işletme amaçları, ağaç türü ve karışımları itibariyle göstermektedir
Genel olarak değerlendirildiğinde, geçmişteki duruma göre bugünkü ormanlık alanlarımızın saha ve serveti ile cari yıllık artımları artmakta, ormandan çıkarılması planlanan odun hasılası azalmaktadır. Bu değişimde, son dönemlerdeki planlama ve uygulama faaliyetlerinde ormanın odun üretimi dışında diğer ürün ve hizmet fonksiyonlarının dikkate alınması etkili olmuştur. Ayrıca ormanların korunması ve geliştirilmesi için yapılan faaliyetler de etkili olmaktadır.
Ormanlarımızın büyüklüğü ve değişimleri bakımından, bu güne kadar gerçekleştirilen orman envanter değerlendirme sonuçlarına göre Genel Ormanlık sahamızın büyüklüğü;
tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu envanter sonuçlarına göre ormanlık alanımızda son 30 yılda yaklaşık 990 bin hektarlık artış olduğu tespit edilmiştir.
Ülkemiz orman alanında tespit edilen bu artışın nedenleri;
1- Orman alanlarının, çevrenin en önemli unsurunu teşkil ettiği ve orman ekosistemlerinin korunması hususlarında halkın bilinç düzeyinin yükselmesi,
2- Hazine arazileri ve diğer potansiyel alanlarda özellikle Orman Genel Müdürlüğü ile Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen başarılı ağaçlandırma faaliyetleri,
3- Orman içi ve civarında görülen nüfus hareketleri nedeniyle, arazi kullanım değişikliklerinden kaynaklanan ve orman ekosisteminin gelişimine uygun olan alanlarda doğal süksesyonun oluşması,
4- İlk envanter çalışmalarında çok az da olsa (genel ormanlık alanın %0,1'i kadar ) bazı ormanlık alanların envantere alınamadığı ve bunların sonraki envanter çalışmalarında tespit edilebilmesidir.
Ormanlık alanlarımızdaki, nitelik gelişimine baktığımızda; 1963-1972 ilk planlarda: Normal (Verimli) orman alanımız 8.856.000 Hektar, 1997 yılında: Normal (Verimli) orman alanımız 10.548 .000 Hektar 2004 yılında: Normal (Verimli) orman alanımız 10.621.221 Hektar tespit edilmiştir. Koruma ve ağaçlandırma faaliyetleri ile Normal ormanlık alanımız artmıştır.
Buna göre son 30 yıl içersinde ormanlık alanımızda yıllık olarak yaklaşık 30 bin hektar artış olmaktadır. Ormanlık servet miktarı geçen süre içersinde artmıştır. Bunun sebebi iki envanter değerlendirme yılları arasında geçen sürede ormanın doğal gelişimi ile meydana gelen hacım artımına karşılık, doğal veya insan müdahalesi yoluyla ormandan çıkan servet miktarının daha az olmasıdır. Bunun sebebi olarak 1973 yılından sonra ormanların planlamasında odun üretimi dışında diğer orman fonksiyonlarının dikkate alınması ve uygulamada ormanların korunması ve geliştirilmesinin benimsenmiş olmasının etkisi olmuştur.
Ormanlarımızda yaygın olarak bulunan ağaç türleri alanları ile birlikte aşağıda listelenmiştir:
Ağaç Türü
Alanı
Meşe
6.476.277
Kızılçam
5.420.524
Karaçam
4.202.298
Kayın
1.751.484
Sarıçam
1.239.578
Göknar
626.647
Ardıç
447.493
Sedir
417.188
Ladin
289.397
Kızılağaç
95.103
Kestane
88.773
Yukarıda belirtilen ağaç türlerinin yanı sıra Diğer Çam türlerimiz, Dışbudak, Ihlamur, Kavak, Okaliptüs gibi ağaçlarımız 50.000 hektardan küçük alanlarda varlıklarını sürdürmektedir.
k:http://www.ogm.gov.tr/bulten/bulten1.htm
BELLİ BAŞLI AĞAÇ TÜRLERİMİZ (Ayrıntılar için ağaç adı üzerini tıklayınız...)